Hak ve özgürlükler konusunda çifte standartlı davranıldıkça, “öteki”nin hak ve özgürlüklerine de sahip çıkılmadıkça, ne hak ve özgürlükler istenen düzeye ulaşacak, ne de bu ülkede yaşayanlar bir toplum olmayı başarabilecek.

Nurdan Şahin 29 Eylül 2014
ÖZGÜRLÜK MÜ DAYATMA MI?

 

Üniversitelerden sonra, ortaokul ve liselerde de başörtüsü serbest bırakıldı. Kendini demokrat olarak değerlendiren bir çok insan gibi ben de birinci yasağın kalkmasını hiç bir “ama” olmaksızın desteklerken, ortaokul konusunda ikircikli kaldım . 4+4+4 sistemine geçtikten sonra, 9,5-10 yaşlarında, henüz oyun çocuğu iken ortaokula başlayan çocuklara seçme özgürlüğü vermek aslında aileden ya da çevreden gelen bir dayatmayı meşru kılmak değil miydi? Bu yaşta çocuğun tek başına sağlıklı bir seçim yapması – ne seçerse seçsin – elbette çok mümkün değil; dolayısı ile aslında seçim ailenin seçimi olacaktı. Yani, başını örtmek de ailenin seçimi, örtmemek de. Çocuğun kendi seçtiği durumda bile, her ikisi de ailenin değerlerinin çocuk üzerindeki etkisinden kaynaklanıyor. Öte yandan, reşit olmayan her çocuğun – devlet garantisinde olan temel hakları dışındaki – büyümesinden, eğitiminden, yaşam tarzından ebeveynleri sorumlu. Aslında, çocuk ne devlete ait ne de aileye; çocuk bir küçük birey ama yetişkin oluncaya kadar sorumluluk ailede, ondan sonra da kendisinde. O zaman, aile öyle uygun görüyorsa, baş örtüsüyle okula gitmesinde – oyun oynamayı zorlaştırma dışında – pek bir beis yok. Bunun farkına varmak, ikircikli durumumu ortadan kaldırdı – kalben olmasa da mantıken. Üstelik, bu serbesti, bazı ailelerin kızlarını imam hatip lisesine gönderme eğilimini de değiştirebilir. Karma eğitimin yanında, sadece kız veya erkek ortaokul ve liselerinin olması da bu nedenle önemli; muhafazakar ailelerin bir tür zorunlu tercihi olan İHL’lerden vazgeçmelerine de yol açabilir.

 

Yine ayni minvalde, her aile, istediği yaşta, istediği özel dini eğitimi aldırabilmeli çocuğuna. Hatırlarsanız, bir ara kuran kurslarına gitmek için ilköğretimi bitirmiş olma zorunluluğu vardı! Elbette uygulanması mümkün olmayan bu yasağa uyulmadı ve kaldırıldı.

 

18 yaşına kadar ailenin, 18 yaşından sonra bireyin sorumlu olduğu konulara devletin karışmaması bir genel prensip olmalı elbette. Başörtüsünü serbest bırakırken dövmeyi yasaklamak; kız öğrencilerin kolsuz bluzla okula gelemeyeceğine dair kural koymak bir çifte standart ve kesinlikle kabul edilemez.

 

Bundan daha da önemlisi zorunlu “din kültürü ve ahlak “dersleri. Bizim nesil ortaöğrenim çağında iken din dersi seçmeli idi. Bizim okul özel statüde olduğu için herhalde, lisede seçmeli ders olarak bile yoktu. Ortaokulda seçmeli olmasına rağmen, 35 kişilik sınıfta sadece 2 kişinin ailesi din dersine onay vermemişti ama bu arkadaşlarımız sadece nottan sorumlu değillerdi – ders boyunca sınıfta oturmak zorundaydılar. Muhtemelen, böyle bir seçenek hiç düşünülmemişti! 12 Eylül cuntasının uygulaması olan ve adı Din Kültürü olsa da aslında Sünni Müslümanlığın öğretildiği zorunlu din dersini 30 küsur yıldır hiçbir hükümet kaldırmadı, kaldıramadı. Oysa, din dersleri seçmeli bile olmamalıdır; din dersleri tamamen kaldırılmalı, aileler çocuklarına dini eğitim vermek istiyorlarsa bunu okul dışında yapmalıdırlar.

 

Gerçek bir Din Kültürü dersi ise, keşke olabilseydi. Keşke ülkedeki ve dünyadaki dinleri, gelişimlerini, değişimlerini , etkilerini ve etkileşimlerini objektif olarak öğrenebileceğimiz ders kitaplarımız ve o kapasitede öğretmenlerimiz olabilseydi. Çocukların önünde bir çok pencere açılır, merak uyanırdı; pek çok şeyi sorgulamayı da öğrenirlerdi muhtemelen. Ama böyle bir şey ne geçmişte olabildi, ne şimdi mümkün, ne de yakın gelecekte olası görünüyor.

 

Toplum içindeki ayrışma bu kez de çocuğun hakları ve genel olarak özgürlükler konusunda artarak sürüyor. Dindar muhafazakarlar başörtüsü serbestisini haklı olarak özgürlüklerin genişlemesi olarak değerlendirirken, zorunlu din dersleri konusunda ağızlarını açmıyorlar – açarlarsa da gerekliliğinden söz ediyorlar – bu dayatmayı – istisnalar dışında – meşru buluyorlar. (Başbakan’ın ve Cumhurbaşkanı’nın bu konudaki açıklamalarının da hiçbir inandırıcılığı yok; tersine din dersi almayanların her türlü kötü eğilime sapacağı gibi mesnetsiz açıklamaları haklı olarak daha da tepki çekiyor.) Bizim mahalle, zorunlu din dersleri dayatmasına haklı olarak itiraz ediyor ve seçmeli olmasını istiyor; “ortaokula kadar inen” başörtüsü özgürlüğüne ise neredeyse şeriat geldi tepkisi gösteriyorlar.

 

Hak ve özgürlükler konusunda çifte standartlı davranıldıkça, “öteki”nin hak ve özgürlüklerine de sahip çıkılmadıkça, ne hak ve özgürlükler istenen düzeye ulaşacak, ne de bu ülkede yaşayanlar bir toplum olmayı başarabilecek.

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
2 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Necil Beykont
Necil Beykont
8 yıl önce

“Restorasyon”(*) un önündeki engellerden biri de kıyafet devrimi değil mi zaten?
1920 öncesine doğru yavaş yavaş restore ediliyoruz işte.
(*)Restorasyon’un siyasal bilimlerdeki tanımı için:
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/109121/_Restorasyon__mu__Zeval__mi_.html

Zafer Ömerogullari
Zafer Ömerogullari
7 yıl önce

Nurdan senin yazdiklarina tamamen katiliyorum, özgürlüge inanmak, özgürlüge farkli bakanlarida kabullenmekle baslar. Onlar senin özgürlügüne müdahale ederse elbetteki buna karsi duralim ama özgürlüge ve demokrasiye karsi olanlari önceden dislarsak bizim de onlardan farkimiz kalmaz diye düsünüyorum.
Necil senin kiyafet devrimi konusunda da umarim Nurdan birseyler yazar ama ben Nurdan dan önce bir öneride bulunayim: Harf devrimi ve kiyafet devrimi ni Harf zorbaligi ve kiyafet zorbaligi diye degistirsek daha dogru olur.