Benim oyum çözüm sürecinden yana; sürecin iki tarafından daha zayıf olanın elinin güçlenmesi lazım – zaten en içime sinen aday da o, dolayısı ile işim kolay.

Nurdan Şahin 05 Temmuz 2014
ÜÇ ADAY ÇIKTI MEYDANE!

 

Adaylardan biri hepimizin malumu; 12 yıldır ülkeyi yöneten, son 3 genel seçimi artan oy oranları ile kazanan Ak Parti genel başkanı ve başbakan Recep Tayyip Erdoğan. O Erdoğan ki, adını duyan bazıları nefretle yüzünü buruştururken, diğerlerinin yüzünde bir hayranlık ifadesi beliriyor. Ben ne onlardanım, ne de öbürlerinden. Hiç hayranı değilim, ama nefret de etmiyorum. Üslubunu, otoriter söylemlerini ve uygulamalarını, son dönem göz yumduğu yolsuzlukları, Gezi olayları sırasında ivme kazanan ve halen süren kutuplaştırma politikasını hiç tasvip etmiyorum doğrusu; ayrıca dindar-muhafazakar bir ideolojiye de son derece uzağım. Ancak bütün bunlar, 12 yılda yapılan olağanüstü reformları, demokratikleşme adımlarını, askeri vesayetin kaldırılmasını ve tabii ciddi ekonomik başarıyı görmemi engellemez. Hele bütün bunlar, sürekli tepede sallanan Anayasa Mahkemesi kapatma davaları, askeri darbe/post modern darbe tehditleri ve nihayet yoldaş bildikleri tarafından düzenlenen sivil bürokratik darbe teşebbüsleri altında yapıldıysa! Recep Tayyip Erdogan, gerçek insanları, çeperi, halkı temsil eden güçlü bir lider; o kadar güçlü ki bu insanı ürkütüyor.

 

İkinci aday da gerçek insanları, çeperi, halkı temsil ediyor – biraz farklı cenahtan tabii. Esas olarak Kürt halkını temsil ediyor, ama söylemiyle bütün halkları, inanç(sız)ları, cinsiyetleri kucaklıyor – Selahattin Demirtaş’tan söz ediyorum elbette. Geçmişi bu söylemini inandırıcı kılıyor çünkü İnsan Hakları Derneğinde çalışmış, bir dönem Diyarbakır Şube Başkanlığını yapmış bir hukukçu. Genç – henüz kırkların başında; konuşmaları son derece düzgün, içerik sağlam, üslup yumuşak ama asla boyun eğen bir yumuşaklık değil bu. Dik durmak için bağırıp çağırmaya, karşısındakine küfür kafir düz gitmeye gerek olmadığının bir ispatı adeta. Erdoğan şiir okumaktan hüküm giymişken, Demirtaş da 2006 yılındaki bir konuşmasında , Öcalan ile ilgili yaptığı “Kürt sorununun çözümünde rolü değerlendirilmeli” açıklaması nedeniyle, 2010’da 10 ay hapse mahkum olmuş. Nereden nereye! Durumu en iyi, Kürt aydını Ümit Fırat’ın Al Jazeera ya yazdığı makaledeki şu cümleler açıklıyor: “..1978 yılında Abdullah Öcalan ve bir grup genç arkadaşı tarafından kurulan PKK’nin, kuruluşundan 36 yıl sonra günün birinde kendi kontrollerinde gelişecek legal bir siyasi partinin TBMM’de grup kurabileceğini; neredeyse Türkiye’nin en aktif muhalefet partisi konumunda bulunacağını; hatta TC’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkarıp kilit bir role sahip olabileceğini hayal ettiklerini pek sanmıyorum. Bırakalım PKK kurucularını, o dönemde yine Kürt siyasetinin diğer grup ve partilerinin de böylesi bir durumu hayal edebildiklerini sanmıyorum.”*

 

Türkiye’nin son on yılda nasıl büyük bir değişimden geçtiğini en iyi gösteren örnek, Fırat’ın da belirttiği gibi, Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı adaylığı. Ülke en karanlık günlerini yaşıyor diyen bir kısım liberallere gelsin!

 

Gelelim üçüncü adaya; çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu. Özgeçmişini muhtemelen herkes ezberledi; doğruya doğru etkileyici bir CV. 5 dil biliyor, uluslararası bilinirliği olan bir akademisyen, haza beyefendi; şık giyiniyor, hem dindar, hem de karısı başını örtmüyor, daha ne olsun! ( kendisini Kemal Derviş’in önerdiği söyleniyor, inanamadım) CHP-MHP’nin adayı olarak sunulan İhsanoğlu, daha sonra imzalanan protokolle 5 partinin adayı olarak lanse edildi. Geçen sabah işe giderken dinlediğim sabah programının sunucusu Türkiye’de ilk kez böyle bir uzlaşma diyordu, oysa ki Ahmet Necdet Sezer de iktidardaki koalisyonun 3, muhalefetin 2 ana partisinin ortak adayı olarak – ancak 3.turda! – seçilmişti.

 

Ahmet Necdet Sezer ile tek ortak yanı bu olsaydı keşke İhsanoğlu’nun; aynı ifadesiz yüz , (Frenklerin poker face dediği cinsten) aynı tekdüze ses tonu, aynı devletçi yaklaşım. Üstelik Cnn’deki söyleşisinde, Cumhurbaşkanının “milletin babası” olması gerektiğini söyledi ki, benim saçlar havaya kalktı.

 

10 Ağustos’ta bu üç adaydan biri için sandığa gideceğiz. Benim için Türkiye’nin hala birincil meselesi Kürt meselesi ve bu çözülmeden ne arzuladığımız demokrasiye kavuşabiliriz, ne ekonomik olarak çok kalkınabiliriz. İhsanoğlu röportajında bu konuda “elbette barıştan yanayız” dışında tek kelime etmedi; zaten ne diyebilir ki MHP’nin ve CHP’nin ortak adayı iken. Demirtaş’ın pozisyonu belli. Başbakan ise bedeli ne olursa olsun çözüm sürecinin arkasındayız dedi; zaten ilk yasa teklifi de meclise geldi.

 

Benim oyum çözüm sürecinden yana; sürecin iki tarafından daha zayıf olanın elinin güçlenmesi lazım – zaten en içime sinen aday da o, dolayısı ile işim kolay. Erdoğan’ı destekleyenlerin de işi kolay. Bu seçimde en zoru CHP’li ve/veya AKP’den nefret eden liberallerin tercihi. Zira daha yeni tanıştıkları İhsanoğlu’nu içlerine sindirmek zorundalar. Zaten dünkü TV programından sonra sosyal medyada takdir edilen, bravo denilen cümleleri gördüyseniz durumun vahametini anlamışsınızdır.

 

Gelelim tahminlere: Muhtemelen Erdoğan ilk turda seçilir; İhsanoğlu CHP+MHP toplamından daha az oy alır ; Demirtaş, ise HDP’den daha çok oy alır – umarım % 10’lara yaklaşır. İkinci tura kalırsa, Demirtaş seçmeni muhtemelen çekimser kalır ve yine Erdoğan seçilir. Bize de, demokrasi sınırlarını genişletmek için etkin ve seviyeli bir muhalefet görevi düşer.

 

*http://www.aljazeera.com.tr/gorus/kart-kurt-sesinden-kosk-adayligina-kurtler

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments