Akan kanın durması, hayatın normale dönmesi için, gencecik insanların yaşaması için, barış için, hayat için bu adımları desteklemek gerek- başka hiçbir çıkar düşünmeden.

Nurdan Şahin 01 Nisan 2013
Barışa Koşulsuz Destek

Hiçbir zaman barış gelmez,insanlar asla bir arada yaşayamaz deyip,kolları kavuşturup bıyık altından gülerek felaketi beklemek,tufan gelip çattığında da “ben söylemiştim,biliyordum” demek çok kolaycı bir yaklaşım.Dünyanın bu kısmında felaket tellallığı yapan ,geleceğin kendisini haklı çıkaracağından aşağı yukarı emin olabilir.Önümüzdeki on yıl içinde bir savaş çıkacak kehanetinde bulun;hayat seni yalanlamaz. Risk almak istiyorsan,kehanetlerin tam zıt yönde olmalı…

 

……….

 

Umutsuzlukta haklı çıkacağımıza,umutta yanılalım.

 

Bu sözler bana ait değil; aslında bu ülke için de söylenmemiş ama öyle bir uydu ki  zamanın ruhuna, alıntılamadan edemedim. Bu satırlar, Amin Maalouf’un son kitabı “Doğu’dan Uzakta” dan..

 

Bahar,barış umuduyla geldi bu yıl. Tabular yıkıldı, kardeşlik rüzgarları esiyor; mutlaka tüm Kürtlerin ama özellikle de on yıllardır “özel koşul”larda yaşayan Diyarbakır’lıların, Şırnaklıların, Siirt, Van, Hakkari’lilerin, kısacası pek çok yerini bildiğim, pek çok dostum olan Güneydoğu halkının yüzü bir başka gülüyor olsa gerek. Ve mutlaka Türkiye’nin her bölgesinde yaşayan herkesin, Türklerin,Çerkeslerin, Lazların,Ermenilerin de yüzü gülüyor olmalı; en azından artık askere gidenin gidip de dönmemesi ihtimali çok azalacağı için. Şaka değil, 30 yılı aşan bir savaşın sona erme ihtimali belirdi,hem de kuvvetle.Sevinmemek mümkün mü?

 

Tuhaf bir şekilde mümkün olabileceğini görüyoruz. Sağdan ,soldan ,aşağıdan yukarıdan kuşku dolu bakışlar, utangaç ya da açık seçik muhalif yorumlar geliyor. Kimi barış olsun tabii ama bunca insanın katiliyle nasıl bir masaya oturur devlet derken, barışın zaten savaşanlar arasında yapıldığını unutmuş görünüyor. Kimi, neredeyse savaşın biteceğine hayıflanıyor; tek kaş kalkmış vaziyette, Kürtlere, bu kadar kolay pes etmeyin gibi mesajlar veriyor; kaygılardan biri belki de ben şimdi önemimi kaybedeceğim korkusu. Kıyı boyu tedirgin insanları ise barışı AKP ‘nin getirmesi ihtimalinden rahatsız; “asla olmaz bu iş, Hasan Cemal’in yazamadığı yerde barış mı olur” derken, basının yüzakı Hasan Cemal, kendi kendine gittiği Kandil de röportaj yapıyor!

 

Velhasıl, felaket tellallığı devam ediyor ama bu kez biraz zayıf. Çünkü bu kez barış adımları daha sağlam, mesajları çok etkileyici.

 

Süreç gerçekten henüz başlıyor. Zor, riskli, provokasyonlara açık, bıçak sırtı bir süreç. Bu süreçte hepimizin yapabileceği bir şeyler var. En önemlisi barışa inanmak, barış için umutlanmak,barış dili kullanmak ve elden ne geliyorsa katkıda bulunmak-ama demeden, işleri yokuşa sürmeden.Ama  yapılmaması gereken şeyler de var;bunlardan bir tanesi de sürece faydacı yaklaşmak..

 

 

Guşıps sayesinde –ya da yüzünden- yeni bir alışkanlığım olmaya aday Twitter da, Dünya Çerkesleri Dayanışma Komitesi Başkanı  Dr. Nusret Baş’ın bir demecini okudum;Fuat Uğur retweetlemiş. “Akil Adamlar  grubunda,mutlaka bir de Çerkes olmalı” diyor. Sayın Nusret Baş’ı tanımıyorum; dolayısı ile kendisi ile ilgili hiçbir görüşüm ya da önyargım yok fakat Kürt sorununu çözme yolunda,henüz ne işlevi olacağını da bilmediğimiz Akil İnsanlar-adam değil insan–grubunda neden bir Çerkes- ya da Laz ya da Ermeni fark etmez- olmak zorunda anlayabilmiş değilim. Bu talep  Anayasa çalışmalarında, vatandaşlık tanımında, anadilde eğitim konularında olabilir hatta olmalı; ama bu spesifik sorunun çözümünde neden? Burada konu Kürtler; onların ne istediği; meselenin öznesi onlar, muhatap ta Türkiye Cumhuriyeti. Konunun barışçı yoldan çözülmesi için destek olabilecek insanların temel niteliği “akil “ olmaları; etnik ya da dini kimliklerinden bağımsız olarak bu konuda çözüme katkıda bulunabilecek niteliklere sahip olmaları. Üstelik de, bugüne kadar Çerkes STK ları- dernekler, platformlar, federasyonlar –  bu konuda pek bir faaliyette ya da görüş bildiriminde bulunmamış, inisiyatif almamışken birdenbire bu talep insanı şaşırtıyor doğrusu.

 

STK olmanın bazı önemli olmazsa olmazları var. STK misyon odaklı olmalı ama faaliyette bulunduğu konuda, ülkede, hatta dünyada olup bitenler hakkında görüş bildirmeli, benzer STK lar ile işbirliğine gitmeli, kendi somut ilgi alanına –etnik kimlikler sözgelimi- giren konularda, başkalarının da haklarını savunmalı, faaliyet gösterdiği ülkede demokrasinin seviyesini yükseltmek için çaba sarf etmeli. Bunun için vakit hiçbir zaman geç değil..

 

Ülke olarak hem çok umut dolu, hem de çok zorlu bir sürece girmiş bulunuyoruz. Süreç herkesin bildiği ve ifade ettiği gibi zorlu, provokasyonlara açık bir süreç. Hem Türk tarafında, hem de Kürt tarafında, korkular, şüpheler, güvensizlikler, hayal kırıklıkları var; çünkü bunların yaşanmışlıkları var. Ama bugüne kadar atılmış en cesur adımlara tanıklık ediyoruz;  30 yılı aşkın süredir devam eden, on binlerce, her milliyetten Türkiyeli gencin, tabii en çok da Kürt gençlerinin öldüğü, insanların yerlerinden yurtlarından olduğu, iki baskı arasında sıkışıp kaldığı, birkaç neslin savaş koşulları altında doğup büyüdüğü bir savaşı bitirmek için atılan cesur adımlar. Akan kanın durması, hayatın normale dönmesi için, gencecik insanların yaşaması için, barış için, hayat için bu adımları desteklemek gerek- başka hiçbir çıkar düşünmeden.

 

Bu yaklaşım, demokratik mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmez. Bir yandan barışa “ama” sız omuz vermek, bir yandan da demokratik talepler için ödünsüz çaba sarf etmek mümkün olsa gerek.

 

 

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
3 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
solmaz marşan
solmaz marşan
9 yıl önce

nurdan hanım, güzel yazınız için teşekkürler. bence de “Barışa Koşulsuz Destek” ….ve evet,” Umutsuzlukta haklı çıkacağımıza,umutta yanılalım.”

Koray TAŞDEMİR
Koray TAŞDEMİR
9 yıl önce

Bazı yanlış olan kavramları düzeltmek istiyorum. Ortada bir savaş yok, var olan şey sadece bir siyasi eşkıyalık. Ben de herkes gibi bu coğrafya da kan akmamasını istiyorum ama bunun yöntemi cani Apo’nun isteklerini yerine getirerek ilerlemek şeklinde olmamalı. İnsanların temel hak ve özgürlükleri en doğal haklarıdır. Bunlar yerlerine getirilmeli. Ama şu günlerde yaşadığımız sürecin ilerleme şekli bizi bölünmeye götürür endişesini taşıyorum. Saygılarımla…

gonul birkiye
gonul birkiye
9 yıl önce

umut en dogru hep umut edelim