Daha güzel bir dünya, her konuda olması gerektiği gibi, toplumsal cinsiyet konusunda da eşit olduğumuzda gerçekleşecek.

Nurdan Şahin 07 Mart 2014
8 MART 2014’te TÜRKİYE’ de KADIN OLMAK

 

Tabii Türkiye’nin neresinde olduğunuz da önemli ama, geneli değerlendirdiğimizde, aslında “evlerinde zor tutulan %50” kadınlar olsa gerek diye düşünüyor insan. Zira, nüfusun yarısını oluşturan kadınların halen:*

 

– iş gücüne katılım oranı %30

 

– meclisteki temsiliyeti %14.4

 

– belediye başkanları arasındaki oranı %0,9

 

– belediye meclislerinde temsili %4

 

– fiziksel veya cinsel şiddet görenleri %42

 

– yaşadığı şiddeti kimseye anlatamayanları %48

 

– bankacılık sektöründeki varlıkları %49,8

 

– polis kadrosu içindeki oranları %5,6

 

Çarpıcı ve acıklı rakamlar. Liste çok uzatılabilir; ama rakamlar sıkıcıdır . Özetlemek gerekirse, kadınlar üretimin içinde değil; iş hayatının içinde olanlar düşük profilli işlerde, çok düşük ücretler karşılığı çalışıyorlar. Büyük çoğunluğu, ilk doğumdan sonra işi bırakıyor, çünkü çocuğa (ve yaşlıya) bakmak kadının sorumluluğu ; aldığı ücret, muhtemelen bakım masrafını ancak karşılıyor. Kadınların karar alma mekanizmalarında temsiliyetleri çok düşük; bu nedenle kaynakların dağılımında da söz sahibi değiller . Ücretsiz ev işçiliği veya ücretsiz tarım işçiliği ise kadınları ne ekonomik ne de sosyal açıdan güçlendirmiyor ve bu nedenle, resmi rakamlarla yarısına yakını şiddet görürken, şiddet görenlerin yarısı bunu hiçbir şekilde dile getirmiyor, getiremiyor. Aslında, pek çoğumuzun zannettiği gibi şiddet sadece “cahil” kesim içinde yaşanmıyor; lise ve üzeri eğitim sahibi her 10 kadından 3 ü şiddet görüyor cennet vatanımızda.

 

Hiçbir gelişme yok denemez; 1985’te imzalanıp, 1986’da yürürlüğe giren CEDAW (Convention on the Elimination of all forms of Discrimination Agaist Women – Kadına Karşı Her türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) a uygun olarak, özellikle 2002’de Medeni Kanunda, 2003’te İş Kanununda, 2004’te TCK da yapılan değişikliklerle, yasal olarak pek çok gelişme kaydedildi; hala da yapılması gereken çok şey var. Ama ne yazık ki, yasalarla da iş bitmiyor. Yoksa, sürekli övünülen, Türk Kadınının herkeslerden önce seçme seçilme hakkına kavuşmuş olması durumuna rağmen, hali hazırda Ak partili 2, CHP’li 6, DP’li 2, DTP’li 14(bu fena değil, özellikle de bölgesel parti olduğunu düşünürsek) kadın belediye başkanı nasıl açıklanır? Yeni yerel – yoksa genel mi – seçimlerin eşiğindeki ülkemizde, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde adaylık oranları değişti mi sanki?Ak Partide %1, CHP’de %4 , MHP’de %3 imiş kadın belediye başkanı adayların oranı! Allahtan, bu konuda memleketin yüz akı BDP var; orada da eşbaşkanlar hariç tutulursa, yanılmıyorsam kadın aday oranı %20 nin altında; eşbaşkanlarla birlikte %40 ın üzerine çıkıyor. En hoşu da MHP; 81 ilde sadece Hakkari de kadın aday göstermiş, kazanma şansı hiç yok, çünkü o şehirde il teşkilatı bile yok(muş).

 

Yerel seçimlerle ilgili, katılım açısından önemli ve değerli bir girişim olan İstanbul Sözleşmesinde bile,Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine dayalı bütçeleme ile ilgili hiçbir şey yok!

 

“Kadınların eşitliği, herkes için ilerleme demek” diyor BM Kadın örgütü UNWOMEN. Her yer için olduğu gibi, ülkemiz için de bu doğru. Nüfus artış hızımız yavaşlıyor; 2023’ten itibaren batıda yaşanan yaşlı nüfus sorunu bizde de gündeme gelmeye başlayacak; onun için Başbakan 3-5 çocuk talimatları veriyor. Oysa, nüfus artmadan da üretimin artması mümkün çünkü nüfusun yarısı üretime katılmıyor ve kadınların iş hayatına katılması hem kendilerini , hem tüm toplumu güçlendirecek. Ülkenin en gelişmiş sektörlerinden Bankacılıktaki %50 kadın çalışan oranı ile, ülkenin en çok şikayet edilen hizmet kesimi polisteki %6 lık kadın oranına bakılırsa, etkinliği ve yetkinliği de artırması, huzura ciddi katkı yapması beklenebilir. (tamam, tamam, biraz demagojik oldu, kabul, ama ihtimal var). Kadınların iş gücüne katılımı için önemli iki koşul var; birincisi kadınların eğitimi-ki bu konuda oldukça gelişme gösterdi ülke ve göstermeye devam ediyor; ikincisi ise, kadını eve bağlayan çocuk, yaşlı, hasta bakım hizmetlerinin etkin, yaygın ve ekonomik olarak sağlanması ve halihazırda bu işleri toplumsal olarak kadının sorumluluğunda gören zihniyetin de süreç içinde değişmesi.

 

Kadınların eğitimlerini tamamlaması ve iş hayatına girmesi de yeterli değil; mutlaka karar mekanizmalarında yer almaları gerek; yani özel sektörde, bürokraside, meslek kuruluşlarında ve STK larda üst yönetimde yer almaları; aktif olarak siyasete katılmaları ve böylece, yerel yönetimlerde, mecliste, hükümette tek cinsiyetli ve tek cinsiyetçi yaklaşımları değiştirmeleri gerekiyor.

 

Bunun için, hem demokrat erkeklerin hem de kadınların çaba göstermesi gerekiyor, özellikle de kadınların. Türkiye’de yaşayan tüm kadınların, etnik ve dini kimliklerimizden bağımsız olarak hepimizin, bize çok değer verir gibi görünse de aslında, evde, toplumda, işte, sokakta erkeklerle eşit haklara sahip olmamızı desteklemeyen, örf,adet, gelenek, görenek ve alışkanlıkları kutsamak yerine mücadele etmemiz, diğer kadınlarla dayanışma içinde, bıkmadan, yorulmadan mücadele etmemiz gerekiyor. Demokrat erkeklerin de bizi destekleyeceklerinden hiç kuşkum yok. Daha güzel bir dünya, her konuda olması gerektiği gibi, toplumsal cinsiyet konusunda da eşit olduğumuzda gerçekleşecek çünkü.

 

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!

 

 

*KSGM Türkiye’de Kadının Durumu Raporu

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*