Türkiye kendi kendini sıkıştırmaya devam ediyor.

Erdoğan Boz 12 Şubat 2016
TÜRKİYE SIKIŞ(TIR)ILIRKEN (!)*

 

(*Bir intihal girişimidir… Lütfen Erhan Hapae’nin aynı başlıklı yazısıyla birlikte okuyunuz!)

 

Mevcut Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın içeride ve dışarıda düşmanı çok. Kendisine biat edenler dışında, eski müttefikleri de dahil olmak üzere, kendisine düşmanlaştırmadığı kimse kalmamış durumda. Bu hem içerideki muhalif kesimler için geçerli hem de uluslararası arenada. Dışarıdaki en radikal değişim ise Rusya’nın Putin’i ve Suriye’nin Esad’ı ile olan ilişkilerde olsa gerek. Gerçi şimdi Amerika’da girdi topa ama o kadar da uzun boylu olacağını sanmam.

 

Türkiye şu ana kadar kendi kabuğu içinde debelenen bir ülkeydi. Artık içinde debelenecek daha büyük alana sahip. Bu yüzden işin içinden çıkmak daha da zorlaştı. Kuzey Irak’ta askeri üs kurdu, Suriye’ye silah sevkiyatı yaptığı ortaya çıktı.

 

Türkiye’nin uluslararası arenaya kaçıncı çıkışı olduğu bilinmez ama en iddialı çıkışlarından birisi olan Suriye meselesinde, bugüne kadarki hiçbir öngörüsü tutmadı ve uluslararası arenada sürekli yalnızlaşmaya devam ediyor. Neredeyse üç aya yaklaşan sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte kentleri abluka altına alarak, ölü bedenlerin sokaklarda çürümesine göz yumacak kadar kendi yurttaşlarını düşmanlaştırmış. Bundan da şimdilik hiçbir pişmanlık duymuyor gibi. Başbakan Davutoğlu’nun da açıkladığı gibi şimdi de sıra bu katliama karşı sesini yükselten akademisyenler üzerinden kamu çalışanlarına geldi[1].

 

Türkiye, yıllarca ambargolardan başını kurtaramadı.

 

Sayın Erdoğan hiçbir yeri işgal etmeye kalkmadı ama başka şeyler yaptı. Irak’ın Amerika tarafından işgal edildiği 20 Mart tarihinde Erdoğan’ın Başbakanlığını yaptığı AKP hükümeti Türkiye hava sahasını ABD güçlerine açan bir tezkereyi meclisten geçirdi. Ardından da Wall Street Journal’da yayınlanan bir makalesinde şöyle dedi[2]: Turkey’s choice was not one of war or peace; instead, the country had to choose ways in which to minimize the effects of such a war in our immediate vicinity — while supporting our strategic ally, the United States” (Türkiye’nin seçimi bir savaş ya da barış seçimi değildi; daha ziyade, ülkenin yakın çevremizdeki böylesi bir savaşın etkilerini en aza indirmenin yolları arasında bir seçim yapması gerekiyordu). Ardından da bir temenni de bulundu “We further hope and pray that the brave young men and women return home with the lowest possible casualties, and that the suffering in Iraq ends as soon as possible” (Kahraman erkeklerin ve kadınların yuvalarına en az kayıpla dönmesini ve Irak’taki acıların en kısa sürede sona ermesini ümit ediyoruz, bunun için duacıyız.) 2011 yılında Libya’ya yapılan askeri müdahale de yerini almayı ihmal etmedi. Bu 2014 yılında “dünya beşten büyüktür” demeden henüz 3 sene önceydi.

 

Yerli silah üretmeye kalkıyor. Ama tabi ki beceremiyor. %100 yerli olarak lanse edilen silahların neredeyse hiçbirisi %100 yerli değil. Mesela %100 yerli SOM füzeleri, seyir füzeleri için üretilen %100 Fransız Microturbo TRI-40 turbojet motorları kullanıyor[3]. Henüz tamamlanmamış olan Altay Tanklarının alt üstlenicilerinden birisi de Güzey Koreli Hyundai Rotem. Teknik altyapıyı bu firma sağlıyor[4]. Bu arada AKP milletvekilleri ODTÜ kapatılsın diye demeç veriyor, gazetelere makaleler yazıyor[5].

 

Davos’ta ‘one minute’ vakası. ‘Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz’ diyor İsrail’e. Yıl 2009. Yıl 2016 olduğunda TİHV raporuna göre[6] sokağa çıkma yasağının ilk ilan edildiği tarih olan 16 Ağustos 2015 ile 5 Şubat 2016 tarihleri arasında en az 224 sivil (42’si çocuk, 31’i kadın, 30’u 60 yaş üstü) sadece resmi sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş zaman dilimleri içerisinde ve ilgili bölgelerde hayatlarını kaybediyor. Yer, Türkiye.

 

Bütün dünyanın tersine, özellikle Batının tersine Mısır darbesine karşı çıkıyor. İhvan’ı bir demokrasi havarisi ilan ediyor. Esad’la iyi ilişkiler kurup uzunca bir sure işbirliği yapıyor. Sonrasındaysa, olmayınca defterden siliyor. 5’li silemedi görüyoruz ki. Dünya’da bugün için Esad sonrası Suriye üzerine büyük bir belirsizlik olduğu mutlak. Kimse ne olacağını kestiremiyor. Bu yüzden çoktan uzlaşma arayışları gündeme geldi. Başka şansları olduğunu da sonunda idrak etmişler demek ki! (Bizimkiler de bir idrak etseler çok iyi olacak!)

 

Beşli için; yönetilemeyen, laf dinlemeyen biri Erdoğan. Ama pek de ciddiye alındığı söylenemez. Türkiye’nin PYD ile ilgili bütün dayatmalarına karşı ADB dışişleri sözcüsü düzeyinde bir açıklamayla Türkiye’yle farklı düşündüklerini söylüyor[7]. Herşey eskisi gibi…

 

Kürtler, kendilerini artık bölgesel bir güç olarak görüyorsa ve mevcut konjonktürden de faydalanarak buna dönük adımlar atıyorsa Türkiye’nin bunu desteklemesi, Irak tecrübesiyle de sabit olduğu üzere, kendi çıkarına gibi görünüyor. Ama tam tersine, “ılımlı muhalifler” olarak addettiği cihatçı grupları desteklemek hükümetin ideolojisine daha uygun. Kahramanlık edebiyatı yapacak değilim hayır; Türkiye’de bütün diğer devletlerin yaptığı gibi her türlü fırsatı, özlediği bölgesel gücü elde etmek için kullanabilir bunu anlayabilirim ama bütün bu olan bitenler nihayete erip, özellikle güney sınırımızda da meşru bir güç olarak kalıcı bir yapılanmaya kavuşacak gibi görünen Kürtlerle baş başa kaldığımızda, birlikte yaşama arzumuzun ve olanağımızın kalıp kalmayacağını iyi düşünmek koşuluyla. Aksine, Kürtlerin bölgesel dengeler içinde önemli bir aktör olarak ortaya çıkması Türkiye’deki Kürtlere yönelik paranoyalara zirve yaptırmış gibi. Bu yüzden Türkiye her fırsatta kardeşlik edebiyatını sündürmekte beis görmediği Kürtlere karşı rasyonel aklı ve vicdanı artık bir kenara bırakmış gibi görünüyor. Ayrıca inkar politikaları Dünyanın hiçbir yerinde insanlara iyilik getirmiyor. Bu kesin. Bakınız Kafkasya.

 

Batı, Türkiye’nin Suriyeli göçmenler tarafından işgal edilişine için için seviniyordu belki de, ta ki Edirne’den ya da Çeşme’den batıya uzun muhaceret yürüyüşleri başlayana dek. Bisikletiyle işe giden İskandinav başbakanları, sınırlarını Suriyelilere kapatıverdiler beş-on binle sınırlayıp. Zırhlılara binmek zorunda kalmamak içindir muhtemel. Hemen sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriyeli mültecilerin finansal değerini yıllık 3 milyar olarak açıklamış bulunuyor ve Avrupalıları, mültecileri otobüslerle Avrupa’ya göndermekle tehdit ediyor[8].

 

Rusya ve İran Batı’nın bütün ağırlığına rağmen, halen önemli iki bölgesel ve küresel güç olmaya devam ediyor. ‘Az adam ol sen de’ diyorlar ama Amerika ve Batı tam da “artık dize getirdik” diye düşündükleri anda bu ikili bütün kozlarını paylaşmaya karar veriyor, bütün düşmanlarını hayal kırıklığına uğratıyor. Suriye’deki bütün dengeler alt üst oluyor. Kağıtlar yeniden karılıyor.

 

Kürt alerjisi olanlar için PYD kâh ABD’nin, kâh Rusya’nın, hemen ardından Esad’ın piyonu oluveriyor ama bu alerjik akıllar IŞİD’in soykırım yaptığı Ezidilerden hiç bahsetmiyor. Alanda PYD dışında IŞİD’le etkin mücadele eden tek grubun PYD olduğu ağza dahi alınmıyor.

 

Sonuç olarak Türkiye kendi kendini sıkıştırmaya devam ediyor.

 

Gelelim içeriye;

 

‘Baskıcı ve İnkarcı Düzen’ sürerken, sürekli mağdur edebiyatı yapanların hepsinin, aslında Ergenekoncularla aynı mahalleden olduğunu dindar iktidarının son döneminde keşfettik. Eski ‘mağdurlar’ muktedir olup olay tersine dönünce Çiller’den Davutoğlu’na hiçbir şeyin değişmediğini de görmüş olduk. Öyle ki Suriye’deki cihatçı gruplara yapılan silah sevkiyatını haber yapan Cumhuriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni ve Ankara temsilcisi casusluk suçlamasıyla tutuklandı.

 

Ama evet, bütün bunlar bir tercih meselesi.

 

[1] http://www.sabah.com.tr/gundem/2016/02/10/eylem-planimiz-birlik-huzur-ve-demokrasi

[2] http://www.wsj.com/articles/SB104907941058746300

[3] https://en.wikipedia.org/wiki/SOM_(missile)

[4] http://www.milliyet.com.tr/milli-tank-altay-icin-geri-sayim/ekonomi/detay/2176316/default.htm

[5] http://www.abcgazetesi.com/odtu-kapatilsin-diyen-akpli-kocabiyik-bir-izmirli-olarak-utanc-duyuyorum-6095h.htm

[6] http://tihv.org.tr/guncel-16-agustos-2015-5-subat-2016-sokaga-cikma-yasaklari-ve-sivillere-yonelik-yasam-hakki-ihlalleri/

[7] http://www.hurriyet.com.tr/abd-suriyedeki-kanin-sorumlusu-isid-ve-esad-40052876

[8] http://t24.com.tr/haber/erdogandan-abye-2-yil-icin-3-milyar-euro-verecekseniz-hic-konusmayalim-multecileri-otobuslerle-gondeririz,327383

Yorumlar (1)
  1. İmdat Kip on said:

    Güzel bir yazı da, son zamanlardaki modaya uymuş, Kürtçülüğün dozajını biraz fazla kaçırmış. Bu kirli savaşta Kürt tarafının suçlarını da toptan TCye yüklemek kolaycılığı bir yana, şu anda Kürtler üzerinden bölgede yürütülen projenin TCnin içerisinde demokratikleşme tedbirleriyle karşılanabilir olmaktan çok öteye geçtiği gerçeğini gör(e)memek eksik kalmış bence.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*