Dersimden özür dileyenler gün gelecek Çerkes halkından da özür dileyecekler.

Can Nart 25 Kasım 2014
Sürgün ile soykırım dan Asimilasyon ile soykırıma Çerkesler

 

Son yazılarımda İmparatorluk ile kaybetmenin halkımız açısından sonuçlarını, Osmanlı İmparatorluğunun iskan politikalarına ilişkin yapılan çalışmalar ışığında açıklamaya çalıştım. Bu çalışmalara bir katkı da “İmparatorluk Sonrası” başlığı altında derlenen çalışmadır. Bu çalışmada Rogers Brubaker “İmparatorluktan sonrası ve Halkların Ayrışmasını” nı ele alıyor.

 

Rogers Brubaker “Osmanlı siyasal uzamının daralmasına kaybedilen topraklardaki Müslümanların geri kalan Osmanlı topraklarına doğru merkeze yaklaşan göçlerin eşlik ettiği”ni belirtiyor. Bu göçler “bir zamanlar hetorejenliğin kural olduğu yerlerde nispeten homojen nufuslar ortaya çıkarmışlardır. Söz gelimi 1970’te, daha sonra Bulgaristan haline gelecek topraklarda, Müslümanların (Türkler, Bulgarca konuşan Pomaklar, Çerkesler ve Rusya’dan gelen Kırımlılar) sayısı en azından Ortodoks Hristiyan Bulgarlarınki kadardı. …. 1920’deyse Müslümanlar nufusun ancak yüzde 14’ünü oluşturuyorlardı. … Lozan Antlaşması mübadele edilecek nüfusları etnodilsel değil, dinsel bakımdan tanımlıyordu.” (1)

 

Osmanlı İmparatorluğu geri çekilirken nüfus hareketleri etno dinsel idi, Anadolu’da şekillenirken etno dilsel yaklaşım ön plana çıktı. Osmanlı Anadolu’da müslüman nüfus oranını arttırmaya çalışırken, Türk olmayan halkların “kesafet” ine de önem verdi. “Son dönemlerinde kendisini özellikle Müslüman bir devlet olarak görmeye başlayınca, onun ardından gelen ve kendisini bir ulus-devlet olarak tanımlayan Türk devleti de nufusunu homojen bir ulus haline getirmeye çalışınca” Osmanlı müslüman göçüne, Türkiye Cumhuriyeti de etnik Türklerin göçüne açık olma politikasını geliştirdi. (1)

 

Ahmet İnsel Radikal gazetesinde yayınlanan “Son çare olarak imha politikası” başlıklı yazısında 1936 yıllarında devletin “Sadece Kürt değil, bütün azınlıkları tehdit unsuru olarak gören ve bulundukları bölgelerde yakın gözetim altında tutulduklarını gösteren” tutanakları Dipnot Yayınları’ndan aktarıyordu. “Örneğin 1. Umumi Müfettiş Kazım Dirik, bölgesinde Çerkesler, Pomaklar ve Yahudiler olduğunu belirtip, ‘Mütareke ve milli savaşımızda Çerkes ve Pomak köylerinin birleşerek bize acı neticeler verdiğinin malum’ olduğunu hatırlatıyor. Şimdi herkesin ‘Namus ile çalıştığını ve onlardan bir zarar görülmediğini’ söylüyor. Ama hemen ilave ediyor: ‘ Bu demek değildir ki teyakkuz göstermeyelim. Hayır, daima müteyakkiz olacağız. Çerkes kesafetine dokunmuş değiliz’ diyor. Belli ki, geçmişte Ermenilerin, ardından Kürtlerin maruz kaldıkları kesafet azaltma politikası diğer tüm etnik unsurlar için her an devreye girmeye hazır bekliyor.” (2)

 

Son dört yazıyı özetlemek gerekir ise;

 

1. Osmanlı İmparotorluğu Rusya İmparatorluğuna karşı kaybederken Çerkesler’de birlikte kaybetmiştir.

2. Osmanlı kaybettikçe hakimiyet sınırları (siyasi uzamı) daralırken Çerkesler anavatanlarını kaybetmişler, sürgün ve soykırıma uğramışlardır.

3. Osmanlı imparatorluğu çekildiği bölgelerin müslüman halklarını, İmparatorluk sınırları içinde müslüman nüfusu güçlendirecek şekilde iskan etmiştir.

4. İttihat ve terakki ile Türkiye Cumhuriyetinin ulusalcı kadroları ise Türk olmayan müslüman halkları asimile etme politikasını geliştirmişlerdir.

 

Yukarıdaki özeti 1980 yıllarının Dönüş kadroları yapabilecek konumdaydı. 1976’dan başlayarak 12 Eylül 1980 darbesine gelen süreçte Dönüş hareketi sürgün, soykırım, anayurda dönüş hakkı, resmi ideoloji, iskan politikaları, asimilasyon, şovenizm vb. kavramları kullanıyor, bu konularda Çerkes halkına ilişkin politik değerlendirmelerini Yamçı’da, Nartların Sesi’nde, Zefes’de yayınlıyordu. Derneklerde konferanslar veriliyor, dernek genel kurullarında “Kurtuluş Yolunda Birlik Grubu” adına hazırlanan bildirilerde ulusal-demokratik mücadele anlatılırken bu kavramlar temel alınıyordu. Dönüş hareketini bu günlere kadar taşıyan teorik altyapı, resmi ideolojiyi inkar eden, tarihi toplumsal-sınıfsal perspektif ile yeniden okuma çalışmalarının sonucunda oluştu.

 

İmparatorluklara ve Osmanlı imparatorluğuna ilişkin son on yılda gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar, Dönüş hareketinin 1980’lerdeki tarih okumalarının sonuçlarını, birbirlerini destekleyen belgelerin gün ışığına çıkarılmasıyla daha da kuvvetlendirdi.

 

Ahmet İnsel’in yazısı 1936’ların devlet kadrolarının, Çerkes halkı ve diğer azınlıkları tehdit unsuru olarak gördüğünü ve “asimilasyon politikları”nın başarıya ulaşamaması durumunda “imha politikaları”nın uygulanabileceğini anlatıyor. İşte bu belgeler halkımızın anavatanda da, muhacerette de soykırım politikalarına maruz kaldığının belgeleridir. (3) İşte bu nedenle Çerkes halkının soykırımının muhatapları Rusya ve Osmanlı İmparatorlukları ve onların ardıllarıdır.

 

Dersimden özür dileyenler gün gelecek Çerkes halkından da özür dileyecekler.

 

 

(1) İmparatorluk Sonrası Çok Etnili Toplumlar ve Ulus İnşası Sovyetler Birliği ve Rus, Osmanlı ve Habsburg İmparatorlukları Karen Barkey – Mark Von Hagen, Çeviri: Ebru Kılıç 1. Baskı Ekim 2012 Versus Kitap (s. 217-221)

(2) Radikal Gazetesi “Türk milletinin korkuları” Ahmet İnsel 27/07/2010

Radikal Gazetesi “Son çare olarak imha politikası” Ahmet İnsel 03/08/2010

Alıntı yapılan kaynak : Dipnot Yayınevi, “1936 yılında Başvekalet Matbaası’nda basılmış, Umumi Müfettişler Konferansı toplantı tutanakları” Kitabı yayına hazırlayan : Bülent Varlık

(3) Soykırımın unutulan boyutu Asimilasyon Taner Akçam Agos 24 Kasım 2014 Agos

Yorumlar (1)
  1. adig on said:

    Eskiden rusyaya toz kondurmamak icin, soykirim fiilini rusyaya isnat edemiyordunuz. Simdi artik eskisi gibi rus yalakaligi yapamidiginizdan,Rusyaya suc ortagi ariyorsunuz.Soykirim fiilini isleyen rusyadir, hesap vermesi gereken de rusyadir. Asimilasyon fiilini isleyen de osmanlidir, o da asimilasyondan sorumlu tutulur. ikisini birbirine karistirmayin.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*