Yakın tarihimizde yaşadığımız acıların büyük bir kısmı, Osmanlı İmparatorluğu kaybederken, Çerkeslerin de onunla birlikte kaybetmesinden kaynaklanmaktadır.

Can Nart 15 Eylül 2014
DAR-ÜL İSLAMA NASIL GELDİK?

 

Kafkasya’da İslam dininin kabulünde iki ana damar, kendi damgasını da vurarak etkin oldu. Asr-ı Saadet döneminde Araplar ve ardından Selçuklular İslamı Kafkasya ile tanıştırdı. Bu etki ile Doğu Kafkasya’da Nakşibendi ve Kadiri tarikatları güçlendi. Tarikatlar toplumun yaşam biçimini de şekillendirdi. Batı Kafkasya’da ise İslam dininin kabul edilmesinde Kırım hanlıklarının ve Osmanlı Devleti’nin etkisi oldu.

 

Kafkasya üç büyük imparatorluğun sınırlarının kesiştiği bölge idi. Uzun yıllar bu üç devletin sınırları birbirleri ile savaşlar sonunda değişti. Üç devletin savaşlarıda Kafkasya’da yaşayan halklar için (imparatorluk sınırlarında yaşayan halklar) yıkım oluyordu. Bu coğrafyada savaşların ardından siyasetler, inançlar ve nüfus yapıları değişiyordu.

 

Belgrad Antlaşması 3 Ekim 1739

1700’lerin başlarında Safevi devletinin etkisi kalmadı. Artık iki büyük imparatorluk Kafkasya üzerinde söz sahibiydi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Kafkasya’dan çıkışı, her savaşın ardından yapılan antlaşmalarla netleşti;

1724 İstanbul Antlaşması ile Dağıstan Rusya’ya bırakıldı.

1739 Belgrad Antlaşmasında Kabardey bölgesi Osmanlı İmparatorluğu sınırlarından çıkarılarak bağımsız bölge kabul edildi.

1774 Küçük Kaynarca Antlaşması Kabardey’i Rusya’ya bıraktı ve Kırım’ın bağımsızlığı Osmanlı İmparatorluğu tarafından kabul edildi.

 

1812 Bükreş Antlaşmasında Bızıp Irmağı ile Rion Irmağı arasındaki bölge Rusya’ya verildi.

1826 Akkerman Antlaşması ile Osmanlı İmpartorluğu Kafkasya’daki kalelerini bırakmayı kabul etti.

Son olarak, 1829 Edirne Antlaşmasında Osmanlı İmparatorluğu Çerkesya’daki haklarından vazgeçti. Kuban Irmağı Bızıb ırmağı arasındaki kıyıların kontrolünü Rusya’ya verdi.

İşte bu antlaşmalardaki süreç Osmanlı İmparatorluğunun Kuzey Kafkasya’yı doğudan batıya, kuzeyden güneye terk etme sürecidir.

 

İmparatorlukların sınırlarının değişimindeki süreç, otoktan halklar için, savaşı kaybeden halklar için çok daha acılı bir süreç oldu. Siyasi olarak Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı olmanın yanısıra Hilafetin merkezi İstanbul olduğu için, Kuzey Kafkasyalılar için dini bağlar da önemliydi. Osmanlı İmparatorluğu merkezine doğru çekilince savaşı onunla kaybeden halklar, ya ordu ile çekilecekler ya da kalan güçleri ile mücadele etmeyi sürdüreceklerdi. İkisine de imkan bulamayanlar ise Rusya İmparatorluğu’nun insafına kalıyordu.

 

Osmanlı İmparatorluğu çekildikten sonra Kuzey Kafkasya halkları Rusya İmparatorluğu ile, kısmi uzlaşmalar dışında, savaşmayı seçti. 1859 yılında Şeyh Şamil teslim olunca Doğu Kafkasya düştü. 1829 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından Rusya İmparatorluğuna bırakılan Çerkesya da 1864′ e kadar direnebildi. 1829’dan 1864 yılına kadar 35 yılda Rusya İmparatorluğu Çerkesya’yı işgal etti. İşgal edilen bölgelerde Rusya tarafından kolonyalist politikalar uygulandı.

 

Rusya’dan Osmanlı İmparatorluğuna ilk sürgün 1853-1856 Kırım Savaşı’nın ardından başladı. Osmanlı İmparatorluğu ve müttefikleri Rusya İmparatorluğuna karşı savaşı kazanmış olmakla birlikte 1856 yılında gerçekleşen Paris Antlaşmasında “tarafların işgal ettikleri toprakları iade etme” maddesi çerçevesinde Kırım Rusya’ya kaldı. (1) Ardından Rusya Kırım halkının sürgününe karar verdi. Osmanlı İmparatorluğu da “Sevk ve İskan Politikaları” çerçevesinde Kırım kalkını muhacir olarak Osmanlı topraklarına, “Dar-ül İslam”a, yerleştirdi.

 

Kırım halkından sonra, Şeyh Şamil de Osmanlı İmparatorluğundan talep ettiği desteği bulamadı ve önce Doğu K. Kafkasya, ardından Batı K. Kafkasya Rusya’ya karşı savaşı sürdüremedi. Çerkes halkının büyük bir kısmı da Kırım halkının ardından aynı acı sonucu paylaştı. Çerkes Sürgünü’nün de adresi “Dar-ül İslam” oldu.

 

Osmanlı İmparatorluğunda nüfüs hareketlerinin tamamı “Sevk ve İskan” politikaları çerçevesinde yürütülüyordu. Osnamlı kuruluş ve genişleme devrinde de, duraklama ve gerileme devrinde de “Sevk ve İskan” politikalarını başarı ile uygulayan bir imparatorluktu. İki dönemde de imparatorluğun müslümanlara ve müslüman olmayanlara yaklaşımı farklı idi. Müslümanlar, ilerlerken de, çekilirken de stratejik bölgelere nufus içindeki müslim-gayrımüslim oranını dengeleyecek şekilde yerleştiriliyordu. Kırım Tatarları ve Çerkesler, bu politikalar çerçevesinde, iskan edildi. Yani bu halklar, ne anavatanlarına yakın sınırlar içinde kalabildi (çünkü Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Kırım ve Çerkesya’nın sınırı Karadeniz idi), ne de Anadolu’da, Osmanlı’nın güvenli bölgelerine iskan edildiler. Bir çoğu Rumeliye, Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşarak çekildiği bölgelere, diğerleri de gayrımüslim yoğun bölgelere yerleştirildiler. Sonuç olarak sürgün edilen halk geldikleri topraklarda da huzuru bulamadı.

 

Gerçekleştirilen bu uygulamanın İmparatorluğun gerileme döneminde sağladığı başarı şu istatistik verilerde görülmektedir; 1820 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun toplam nüfusu içinde müslüman nüfus oranı %59.6 iken, 1890 yılında bu oran (yeni sınırları içinde) %76.2 idi. (2)

 

Özetler isek Çerkesler müslümanlaşmış bir topluluk idi. İslamiyet Çerkes halkının Kırım ve Osmanlı İmparatorluğu ile ilişkilerinde önemli bir etkendi. Yakın tarihimizde yaşadığımız acıların büyük bir kısmı, Osmanlı İmparatorluğu kaybederken, Çerkeslerin de onunla birlikte kaybetmesinden kaynaklanmaktadır. Türkiye halkı İmparatorluğunu kaybederken, Çerkes halkı onunla birlikte anavatanını kaybetti.

 

1. http://www.surgun.org/tur/bilgi.asp?yazi=ktmh

Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu

Kırım Tatar Milli Kurtuluş Hareketinin Kısa Tarihi

Rusya’nın Kırım Tatarlarına yönelik siyasetinin sertleşmesine yahut liberalleşmesine bağlı olarak, bu hicret süreci bazı dönemlerde hız kazanıyor, bazen de yavaşlıyordu. Muhaceret olgusu en yüksek derecesine 1853-1856 Kırım Savaşı’nı müteakip ulaştı. Bu dönemde Rusya idaresi savaştaki küçük düşürücü mağlubiyetini Kırım Tatarlarının “ihanetine” bağlama gayretine girerek, onlara karşı baskılarını şiddetle arttırdı.

Neticede, bazı hesaplamalara göre Kırım Hanlığı devrinde nüfusu yaklaşık iki milyon olan Kırım Tatar halkının sayısı 1897’de 186.000’e düşecekti. Bu rakam Kırım’ın toplam nüfusunun ancak % 34’üne tekabül etmekteydi.

2. İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskan Politikası (1913-1918) Fuat Dündar İletişim Yayınları 5. baskı 2011 İstanbul

Yorumlar (2)
  1. ayhansuruh on said:

    Post-Sovyet Tarih okuması bu olsa gerek. Gelecekte Rus Oryantalizminin Çerkes diasporasına yansımaları diye bir doktora tezi yapılacak olsa, yazılarınız bu tedrisatın en vasat, en sırıtan örneklerinden olacak kesinlikle. Bu nasıl bir yazıdır aklım almıyor. Tamam Rusya’yı aklayacaksınız anladıkta, bunun için tarihi çarpıtmaya, İslami kavramları yalan yanlış işlemeye ne gerek var. Biraz dürüst olun. Rusya ile iyi geçinin Çerkesler, işlerimiz var demek bu kadar mı zor. Çarpıtmaya bak; Çerkesler Osmanlı ile kaybetmişler. Bir tane aklı başında tarihçi Kafkasya’nın Osmanlı toprağı olduğunu yazıyor mu şu dünyada. 1864’de Osmanlı Rusya ile mi savaşıyordu da Çerkesler Osmanlı ile birlikte kaybetti. Birde bir önceki yazınızda tezinize(pardon tez demek en vasat teze hakaret olur, argümanlarınıza demek lazım,en hafifinden) Murat Belge’yi alet etmişsiniz. O kitabı bende okudum. Murat belgeye okutsak şu yazınızı kalpten gider heralde. Birde Dar’ül İslam meselesi var ki niyeti iyi olmayan cehalet ile bu kadar uğraşmaya gerek yok.

  2. orhan çizem on said:

    İnsan Rusya’yı aklamak için niye bu kadar çaba harcar ki, sanırım yeni bir iş var…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*