Soçi’den pragmatist bir yaklaşımla medet umanlar, tarih boyunca benzer yaklaşımla bir parmak bala razı olanlar ve olmayanlar arasındaki netleşmeden söz ediyorum.

Yaşar Güven 03 Şubat 2014
Çerkes Soykırımı ve Soçi Kış Olimpiyat Oyunları

 

2006 yılında Soçi, RF* tarafından aday gösterildi. 8 yılı tamamlamaya günler kaldı. 8 yıldır olmasa da uzun bir süredir bu konuda konuşuyoruz, yazıyoruz. Ama haklarını da vermeli, 2006’dan başlayarak 8 yıldır sıcak takipte olanlar da var.

 

Bir genelleme yapıp; “Biz – bize durumunu aşamadığımız bir konuşma ve yazma hali içinde kaldık” desek, haksızlık mı etmiş oluruz kendimize? Birbirimize Çerkes soykırımını – sürgününü, Soçi’yi anlatıyoruz. En fazla oyunlara “hayır” demek ile “yetmez ama evet” demeyi tartışıyor gibi yapıyoruz. Aslında sadece bunu tartışmak, kimlik sorunu açısından başlıbaşına bir ayrışma nedeni olabilecek önemde. Ancak Çerkes kamuoyu dışında Türkiye kamuoyunda konuya dair, geçen 8 yıl içinde nelerin yapıldığını – belki nelerin yapılamadığını – konuşmayı da ihmal etmemek gerekiyor. Diasporik bir halkın, yaşadığı ülke kamuoyu ile kimlik sorununu ne kadar paylaşabildiği, sorunu ne kadar bilinir ve ilgi duyulur kıldığı önemli olmalı. Ve burada üstelik 8 yıllık değil 150 yıllık bir sorgulama söz konusu.

 

Çerkeslerin önemli – son diyebilmeyi isterdim – bir iç hesaplaşması – tartışması oldu/oluyor Soçi. Belki de soykırım ve sürgün diyenlerle, tarihsel haksızlığa karşı adalet arayışı içinde olanlarla, demokrasi daha fazla demokrasi mücadelesi verenlerle, … mış gibi yapanların ayrıldığı bir çizgi olacak. Tarihsel olarak olması gereken, kimlik meselesinde netleşmeyi sağlayan bu ayrım, Soçi ile daha bir netleşecek demek istiyorum. Statüko ile ileriye doğru değişim yanlılarının netleşmesidir ifade ettiğim şey. Soçi’den pragmatist bir yaklaşımla medet umanlar, tarih boyunca benzer yaklaşımla bir parmak bala razı olanlar ve olmayanlar arasındaki netleşmeden söz ediyorum. Soçi olup bitecek ve “nerede bu bal?” diyeceğimiz günler yakın artık. Tarihsel olarak hep vardı o .. mış gibi yapma anlayışı. İşte çizginin netleşmesi bunun için gerekli. Siyasi ayrışma olacaksa buralarda olmalı.

 

Soçi’nin ve soykırımın meşrulaşmasına bilinçli olarak payanda olanlarla buna direnenler arasındaki çizgi netleşmeli gerçekten. Kimlik adına ileri adımların atılması böyle sağlanabilecek. Daha az oyalanma, daha az yerinde sayma, daha az patinaj için gerekli böyle bir şey.

 

Ekim 2013’te yapılan DÇB** Genel Kurulu tutanaklarını okumuşsunuzdur.

 

Söz vermiş RF, “Avustralya Olimpiyat oyunlarında yerli halk nasıl ön plana çıkarılmışsa, çok daha fazla bir şekilde Adigeler olimpiyatta ön plana çıkarılacakmış. Açılış ve kapanışta bize yer verilecekmiş. Tarihimizi, göreneğimizi sergileyebileceğimiz ortamlar yaratılacakmış. Yetkililer Çerkes mezarlarının tespit edilerek çevrildiğini, mezarların yakınında hiçbir şeyin yapılmayacağını söylemişler”.

 

Çerkeslerin dansları güzeldir. Danslarımızla açılış ve kapanışın daha bir görkemli olacağı doğrudur. Eh, mezarları da görmesin ve sormasın zaten olimpiyat için gelenler.

 

Bu mudur? Bu bir parmak bal değil midir? Bu toplantıda Soçi’ye hayır diyen Kaffed delegasyonu da vardı, bu değerlendirmelere karşı bir şey söylediler mi? Tutanaklarda okumadım. İşte bu ..mış gibi yapmak değil midir? Yoksa ağızlardan düşmeyen “ince politika” mıdır?

 

Susacak mıyız “üst örgüt” söz konusu diye. Susarsak haksızlık olmaz mı Kalmık Yura’ya, 1997’nin DÇB’sine? UNPO’da aldırdıkları karara haksızlık olmaz mı?

 

Halkınızın yaşadığı onca olumsuzluktan sonra herhangi bir kazanıma evet diyecek, deyim yerindeyse ağza sürülecek bir parça bala rıza gösterebilecek hissiyattır söz konusu olan. Ve bu bir parça bala razı olma durumu, dünya tarihinde her dönem ve her zaman ve hemen her olayda karşılık bulabildiği için, değer yargıları giderek aşınıyor. “Küçük halklar” senaryo gereği biçilen rolü oynar hale getiriliyor.

 

2010 Kış Oyunları Vancouver’da düzenlenmişti. Soçi Oyunları için olimpiyat ateşini teslim almak üzere RF yetkilileri oraya giderken yanlarında Kazak ekibi vardı. Ve; RF Soçi’yi aday gösterirken birçok nedeninin yanısıra Çerkes meselesinde meşrulaştırmanın bir aracı olarak da değerlendirdi oyunları. Kafkasya’nın, Soçi’nin, Kbaada’nın otokton halkı değil, kadim halkı değil, soykırıma uğrayan ve sürgün edilen değil, kanı ile yeşil çimi kızıla boyayan değil; orada şimdi yaşayan diğer halklar gibi, orada yaşayanlardan biri gibi sunuyor Çerkesleri. Sorgusuz sualsiz aday göstererek ve olimpiyat ateşini Kazaklarla almaya giderek bunu zaten göstermişti RF.

 

RF’nin tavrı çok netti: “Çerkesler de kim ola ki.”

 

Olimpiyatlar, çağdaş dünyada evrensel bir bakış – anlayış, kardeşlik ve barış gibi üç önemli değerin yaygınlaşmasına aracılık eder. Ve çok bilindik bir felsefesi vardır: Barış ve huzur içinde yaşayacak ve insan onurunun korunduğu bir toplumun oluşmasını teşvik etmek, insanların uyumlu gelişmelerini sağlamak gayesiyle sporu her konuda insanlığın hizmetine sunmak.

 

Olimpiyat hareketi, tarihsel süreç içinde ülkelerin ekonomik, siyasal ve sosyal beklentilerinin olduğu organizasyonlar haline dönüştü. Devletlerin gövde gösterisi sonucu olimpiyat ruhunun yerini milliyetçi bir ruh aldı. Yerel gelişmenin ve kalkınmanın hem itici gücü hem de meşrulaştırılma aracı olarak işlev görmeye başladı.

 

Felsefesi gereği soykırım yapılan topraklarda olimpiyat yapılmamalı. Bunu bütün dünya ülkeleri ve tabi ki Olimpiyat Komitesi de bilir. Ama artık “olimpiyat sadece olimpiyat değildir”. Bir yandan teorik evrensel değer yargılarının altına imzalar atılırken diğer yandan pratik istenildiği gibi örülür.

 

Yanısıra; Nord-Ost, Beslan ve Nalçik baskını gibi olaylarda RF elini kana buladı. Özelde Kuzey Kafkasya’da insan hakları ihlallerinde AİHM istatistiklerinde ilk sırada. RF’nin merkezileşme yönünde attığı anti – demokratik hızlı adımlar sonrası, Soçi’yi “geleceğe açılan kapı olarak” lanse ettiğini ve Dünya kamuoyuna Rus rivierası olarak sunduğunu da hatırlamalı.

 

Yanısıra; Soçi Milli Parkı ve Kbaada (Krasnaya Polyana) asırlık ormanları, otuz binden fazla bitki çeşidi ve barındırdığı çok sayıda yerel hayvan türüyle 50 bin hektardan fazla bir alanla 1999’dan beri UNESCO’nun Dünya Koruma Mirası listesinde yer alıyor.

 

Almanya ve Fransa’dan devlet yetkilisi ölçeğinde yükselen çıkışları da not etmeli.

 

Oluşturdukları değer yargılarını işaret eder ve “Soçi’ye Hayır” dersiniz, onlar da bilir ve onaylar bu durumu. Siyasi olanla etik olan karşı karşıya gelir. Evrensel değer yargılarının ayaklar altına alındığı bir çirkinlik yaşanır. İşte bu çirkinlik her şeyi pazarlık nedeni yapabildiği için derler ki, “haklısınız, soykırımdır Çerkeslerin yaşadıkları, ama böyle derseniz kimse size ilgi göstermez, ‘Soçi bizsiz olmaz’ deyin, biz de destek oluruz”. Kapitalist dünyada küreselleştirilen değer yargıları, sizi istediği biçime sokmaya çalışır.

 

Sistemin kirli ilişkileri ve ‘olimpiyatın sadece olimpiyat olmadığı’ gerçeği ile Soçi’ye engel olamayacağımızı biliyorduk. Koruma alanının, dünya mirasının, nasıl bir gerekçe ile talan edilmesine onay verilebildiğini sorgulatmak, bu çirkinlikle yüzleşilmesini sağlamak için mücadele edenlerin yanında olmaktı doğru olan. Ve üstelik özelimizde Çerkes soykırımı ve sürgünü gerçeğini dünya kamuoyuna, olimpiyatlar üzerinden de anlatmak çabası içinde olmak gerekiyordu.

 

Katılacak ülkeleri ve Olimpiyat sporcularını bu insanlık suçuna ortak olmamaya davet etmeye devam etmeliyiz. Katılan sporculardan bir kısmının, o an için bulunduğu toprakların kadim halkına saygı duruşu gösterecek tek bir hareketi, kimlik meselemizde bize önemli mesafe aldırabilecektir.

 

*RF: Rusya Federasyonu

** DÇB: Dünya Çerkes Birliği

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*