Çerkes Sürgünü ve Sürgün Sonrasına Kısa Bakış
9:17 5 Ekim 2017
Sosruko

Türkiye de Çerkes tarihi fazla bilinmez. Çerkeslik Türkiye halkları arasında kız-tavuk-dans üçlüsüne hapsedilmiş durumdadır. Bermuda şeytan üçgeni misali. Çerkesliğin bu üçlüye hapsedilmesi sonucu Türkiye halklarına Çerkeslerin yaşadıkları sorunları ve Çerkeslerin kültürlerini anlatamaz duruma geldik. Çerkesler Kafkasya’nın otokton halklarıdır. Daha geriye gidersek Anadolu da yaşayan Pelasglar ve Therakesler Çerkeslerin atalarıdır. Yani Çerkesler Anadolu’ya pek te yabancı değillerdir.

Kafkasya jeopolitik bir konumda olduğundan ötürü İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu ve Çarlık Rusya’sı arasındaki iktidar mücadelelerine özne olmuştur. Çarlık Rusya’sının sıcak denizlere inme hayalini gerçekleştirmesi için Kafkasya’yı ele geçirmesi gerekiyordu. 1. Petro’nun da vasiyetinde belirttiği üzere Kafkasya anahtardı. Çarlık Rusya’sı Kafkasya’yı ele geçirirken Çerkes ve diğer Kafkas halklarının direneceğini düşünmemişti. 1 ayda alacağını düşündüğü Kafkasya’yı 101 yılda ancak alabilmişti. Zaten işgal sırasında oluşan iktisadi, sosyal ve siyasi problemlerden ötürü halk isyan edip Çarlık Rusya’sı yıkılacak Bolşevikler iktidara oturacaktı. Çarlık Rusya’sının işgali sürerken Çerkes ve diğer Kafkas halkları İngiltere’ye ve Osmanlı İmparatorluğu başta olmak üzere büyük devletlerden yardım istemişlerdir. Ne yazık ki yardım çağrıları cevapsız kalmıştır. Çerkesler ve diğer Kafkas halkları kaderlerine mahkûm edilmiştir. İbn Haldun “coğrafya kaderdir” demiş. Doğru demiş. Şayet Tanrı Çerkesleri yaratırken başınızdan bunlar geçecek Kafkasya da yaşamak ister misiniz? diye sorsaydı Çerkeslerin cevabı hayır olurdu. Çünkü hiç kimse hangi ırktan olursa olsun sevdiklerinin, çocuklarının, torunlarının böyle bir zulmü yaşamasını istemezdi.

Tarihçiler ümmetçilik anlayışının 1. Dünya Savaşı sırasında Arapların halifenin çağrısına uymaması sonucu tarihe karıştığını söylerler. Arapların çağrıya uymama nedeni milliyetçilik akımıdır. Tarihçi olmamama karşın Çerkes tarihini araştıran biri olarak Osmanlı İmparatorluğunun Çerkeslerin yardım çağrısına yanıt vermemesi ümmetçilik akımının o zamandan bitiğini göstermektedir. Bu düşünceyi söyleyince Osmanlı İmparatorluğu size kapısını açmadı mı, yemek yediğiniz kaba pislemeyin gibi cevaplarla karşılaşıyoruz. Osmanlı İmparatorluğu Çerkeslere acıdığı için ya da sevap kazanmak için ülkeye kabul etmedi. Osmanlı İmparatorluğu Çerkes sürgünü zamanında ülkedeki azınlıkların isyanını bastırmakla uğraşıyordu. Osmanlı İmparatorluğu o zamanlarda yapılan savaşların büyük çoğunluğunda mağlup olmuştu. Çerkesler Osmanlı İmparatorluğuna taze kan gibiydi. Savaştan yeni çıkan bir halk kadar savaşçı bir millet bulunamazdı. Çarlık Rusya’sı gibi bir devlete 101 yıl direnen bir halk savaşlarda iç isyanların bastırılmasında yararlı olabilirdi. O yüzden Çerkesler Osmanlı İmparatorluğu ile Çarlık Rusya’sı arasındaki anlaşma sonucu Osmanlı ülkesine sürgün edildi. Sadece Osmanlı İmparatorluğuna sürgün edilmiyorlardı ama Çerkes halkının büyük çoğunluğu Osmanlıya sürgün edilmiştir. Sürgün esnasında yaşanan trajedileri düşmanımızın görmesini istemeyiz. Kapasitesine göre fazla insan alınan teknelerin denizin ortasında batışı, gemide hastalıktan ölenler, ölen çocuğunun denize atılmaması için kokana kadar emziren kokusu fark edilince çocuğuyla birlikte denize atlayan anneler, ailelerin birbirinden kopması. Bu yaşananlar Suriye de meydana gelen savaş yüzünden Suriyelilerin botlarla Yunanistan’a geçerken Ege denizinde boğulmalarını hatırlatıyor. Tarih tekerrür ediyor lafı klişe bir laftır. Ama ne kadar doğru bir laf olduğu anlaşılıyor. İnsanoğlu hala akıllanmadı. Geçmişten ders çıkarmasını bilmiyor. Herkes kendi hatalarını meşru zemine koyma derdinde. Bu gidişle ileride de farklı olaylar yaşayacağımızı düşünmüyorum. Ama güzel günler göreceğimizi umut etmekten başka şansımız yok. Ne demiş Orhan Seyfi Orhon; “Dünya döndükçe/Umut fakirin ekmeği/Ye Memet ye/Ye Memet ye! …”

21 Mayıs 1864 Büyük çerkes Sürgünü 06

21 Mayıs 1864 Büyük çerkes Sürgünü 06

Çerkeslere geri gelecek olursak 1,5-2 milyon Çerkes sürgün esnasında hayatını kaybetmiştir.  Hayatta kalan Çerkesler Osmanlı İmparatorluğunun sınır bölgelerine, isyanların çıktığı bölgelere yakın yerlere yerleştirilmiştir. Çerkeslerin hepsi aynı bölgeye yerleştirilmedi. Osmanlı İmparatorluğuna dağınık şekilde yerleştirilmiştir. Balkanlar ve Ortadoğu bölgelerinin Osmanlının elinden çıkması üzerine Çerkesler tekrar Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmışlardır. Osmanlı İmparatorluğunun Çerkesleri dağınık olarak yerleştirmesi herhangi bir isyandan korktuğunu göstermektedir. Çerkesler sürgün edildikten sonra toparlanıp geri dönüp mücadeleye devam etmeyi düşünüyorlardı. 93 Harbinde ve Sarıkamış’ta Çerkes gençlerinin çoğu hayatını kaybedince geri dönüşü gerçekleştiremediler ve yerleşmeye karar verdiler. Bundan sonra bu toprakları vatan bellediler. İşgalci devletlere karşı verilen Kurtuluş Savaşında ellerinden geleni yaptılar. Mustafa Kemal Atatürk’ün 24 Nisan 1920 yılında TBMM’nin 2. birleşiminde söylediği söz durumu daha iyi açıklamaktadır;

“Çerkesler başlangıçtan beri olağanüstü duyarlı oldular. Herhalde eski çağlardan beri kendi yurtları olan Kuzey Kafkasya’da bağımsız yaşamak arzusunu duymuşlar ve bunun için çalışmakta bulunmuşlardır … Ve bizimle de içten ilişkilerde bulunmuşlardır. O derece ki kendi canları, kendi varlıklarını Türkiye’nin kurtuluşu, varlık ve bağımsızlığıyla yakından ilişkili görmüşler ve buraya kalplerini bağlamışlardır.”

Cumhuriyetin ilanından sonra Çerkeslerin Kurtuluş Savaşında verdikleri mücadeleye rağmen Türkleştirme politikası uygulanmaya başlandı. Çerkesce konuşmak yasaklandı. Okullarda Çerkesce konuşan çocuklar ve gençler hocaları tarafından dövüldü. Çerkesce konuşanlar tutuklandı. Çerkes bayrakları toplatıldı. Ethem bey bahanesiyle Çerkesler potansiyel “hain”e dönüştürüldü. Burada Ethem Bey konusuna değinmekte fayda var. Ethem Bey’in hain olup olmadığına karar verecek olan tarihçilerdir. Beni ilgilendiren başına koyulan Çerkes sıfatıdır. Kurtuluş Savaşında birçok isyan meydana geldi. Ethem Beyin başına Çerkes sıfatı konulurken niye diğer isyancıların etnik kimliği belirtilmedi? Cumhuriyetin başından başlayan bu Türkleştirme ve ötekleştirme politikası o zamandan bu zamana hız kesmeden sürmektedir. Sönmez Baykan Çerkesce-Türkçe dergi çıkarttığı için faili meçhul cinayete kurban gitti. Kafkas Derneklerinin ilk örgütlendiği yıllarda Kafkas Derneklerinden çıkan bir grup Çerkes genci silahlı saldırıya uğradı merminin kafasına isabet etmesi sonucu Tsey Mahmut Özden hayatını kaybetti. Saldırıyı yapanlar bulun(a)mamıştır. Çerkeslere baskılar sadece Türkiye ile sınırlı kalmıyor. Ruslan Guashev Çerkes Sürgünü ve Soykırımı’nın 153. yılı kapsamında, 21 Mayıs 2017’de Kıyı Boyu Şapsığ Bölgesi’nde, Çerkesler açısından sembolik öneme sahip olan Çığ Daxe ağacının altında savaş ve sürgünde hayatını kaybeden Çerkeslerin ruhu için dua ettiği ve konuşma yaptığı için Lazarevsk Bölge Mahkemesi tarafından “izinsiz anma programı” yaptığı gerekçesiyle 10 bin ruble para cezasına çarptırıldı Cezaya itiraz eden Guashev’in duruşması 2 Ağustos 2017 tarihinde Krasnodar Eyalet Mahkemesinde görüşülmüş, Eyalet Mahkemesi birden fazla hak ihlali olduğunu belirlediği kararı bozarak yeniden incelenmek üzere Soçi Lazarevski mahkemesine iade etmişti. Lazarevski Bölge Mahkemesi 30 Ağustos’ta Ruslan Gvaşe’yi mahkum ettiği davayı tekrar gözden geçirmiş fakat kararında ısrar etmişti. Gvaşe’nin avukatı Marina Dvubrovina ise karara itiraz etmişti. Ruslan Guashev 11.09.2017 tarihinde “… bir açlık grevi ki, halkıma yapılan hukuki haksızlıkları, önyargıları, kötü muameleleri ve şahsım üzerine düzenlenen mahkeme heyetini protesto eden bir grev!” diyerek süresiz açlık grevine başlamıştır. Her ne kadar bu yazıyı mahkeme heyeti okumasa bile öncelikle insan daha sonra Çerkes genci olarak Ruslan Guashev’e destek verdiğimi belirtmek isterim. İnşallah en yakın zamanda adalet yerini bulur. Ruslan Guashev’e ve Çerkes halkına yapılan baskılar son bulur.

Çığ Daxe ağacı altında gerçekleşen anma programı her yıl yapılmaktadır. Nedense mahkeme bu yıl adaleti(!) uygulamaya karar vermiş. Rusya Çarlık Rusyasından mirası alarak Çerkesleri sindirme politikasını uygulamaya çalışmaktadır. Ne kadar başarılı olur orası belli değil. Ruslan Guashev’in açlık grevine verilen destekler ve Rusya’ya verilen tepkiler Çerkeslerin sinmediğine belli bir kaba girmeyeceklerine  en güzel örnektir. Bu baskı ve yıldırma politikalarına daha önce de rast gelmiştik. 2014 Soçi Olimpiyatlarını protesto eden Çerkes aktivistler Rusya’da gözaltına alınmıştı. Rusya’nın Çerkeslere yaptığı baskıya diğer bir örnek Krasnodar Kray’ın tatil beldesi Gelincikte dans eden Çerkes gençlerinin tutuklanmasıdır. Çerkeslerin kültürlerinden dahi korkulmaktadır. Ya da korkulan kültürün sahiplenilmesi ile ortaya çıkacak olan milli uyanıştır. Kültür ve dilin ülkeyi bölmeyeceği hala anlaşılamadı. Bu düşünce yapısı sadece Rusya’da etkili değil. Birçok ülkede etkilidir. Adnan Khuade’nin mesnetsiz iddialar ile tutuklanıp daha sonra bırakılması diğer bir örnektir.

Günümüzde de bazı gazetelerde kendini yazar sanan kişiler tarafından Çerkesler ile ilgili akla ziyan iddialar ortaya atılmaktadır.

Çerkesler Türkiye ve Anavatan başta olmak üzere yaşadıkları her ülkede çilesiz ve refah içinde yaşamamışlardır. Yaşadıkları ülkelerin sorunları Çerkeslere de etki etmiştir.Elbet her etnik kimlikte bulunduğu üzere Çerkesler de de refah düzeyi yüksek olan kişiler bulunmaktadır. Çerkeslik, Kürtlük, Lazlık ve Türklük arasında zerre fark yoktur. Hiç kimse birbirinden daha vatansever değildir. Vatanseverlik hiçbir etnik grubun ve ideolojinin tekelinde de değildir. Bir ırka mensup herkes iyi ya da kötü değildir. Belli şahsiyetler üzerinden etnik gruplar baskıya maruz bırakılmamalıdır. Çerkeslerin Türkiye de devlet kurma gibi bir hayali yoktur. Yatıp kalkıp Çerkeslere laf eden bazı kişiler böyle saçma fikirlere sahiptirler. Bu saçma fikirler Çerkeslerin tarihini bilmeyen ve herkesi Türklük kategorisine koymak isteyen kişiler tarafından ortaya atılmaktadır.  Yazıda Osmanlı İmparatorluğunun ve Türkiye Cumhuriyetinin uyguladığı politikaları eleştirmem beni Osmanlı ya da Türkiye düşmanı yapmaz. Cemil Meriç’in “bir çağı bütünüyle kötülemek, bütünüyle yüceltmek kadar yanlış” sözüyle durum daha iyi anlaşılmaktadır. Yazıda ifade ettiğim fikirler tarihi gerçekliklerdir. Geçmişte yaşanan her şeyi olumlu ve meşru göstermek zorunda değiliz. İbni Haldun “coğrafya kaderdir” demiş. Türkiye’nin kaderini Çerkesler, Kürtler, Lazlar, Türkler vb. beraber belirleyeceklerdir. Yazımı Çerkes atasözü ile bitirmek istiyorum;

Tanrı bütün halkları  özgür ve mutlu kılsın, fakat Çerkesleri de unutmasın!” (ТХЬАМ ЦЫФ ЛЪЭПКЪХЭР ФИТЫНЫГЪЭ Я1АУ ГУШ1ОГЪОШХОХЭР КЪАДЭГЪОХЪ,АРЫ АДИГЭХЭРИ ШЭРЭМЫГЪУПШ.)

Kaynakça

http://www.demokrathaber.org/etkinlik/turkiyeli-cerkesler-ruslan-gvase-icin-eyleme-geciyor-h89897.html

Yazan:Sosruko

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*