İstemek, yapabilmek ve bilmek eylemleri terk edilmedi ama bir başkasına devredilerek genel olarak işgal edildiler.

Ömer Acar 17 Temmuz 2014
Üniversite’nin Dönüşümü: Üniversitas’tan Günümüze Üniversite

Artık inanamıyoruz; ama inanana inanıyoruz. Artık sevemiyoruz; yalnızca seveni seviyoruz. Artık ne istediğimizi bilmiyoruz, ama bir başkasının istediğini isteyebiliyoruz. İstemek, yapabilmek ve bilmek eylemleri terk edilmedi ama bir başkasına devredilerek genel olarak işgal edildiler.

Jean Baudrillard

 

Batı kültüründe üniversite kendini toplumsal düzenin belirleyici unsurlarından bir tanesi olarak görüyordu. Küreselleşmeyle birlikte üniversite, zamanla toplumsal normların belirleyicisi olmaktan çıkarken, kendisinin, dış etkenler çerçevesinde şekillendirildiği bir yapıya büründü. Üniversitede meydana gelen bu değişimin en önemlilerinde biri bundan 50-55 yıl önce Amerika’da ortaya çıkan, kâr amacı güden üniversite modeli ile meydana geldi. Çok farklı alanlardan gelen, bir kısmı eğitimle ilgili olan özellikle dershane sahiplerinin, dershanelerini üniversiteye çevirmeleri, ilginç bir şekilde mutahitlerin yükseköğrenimi kâr edilecek bir sektör olarak görmesi ve kurumsallaşma adı altında özgürlüklerin, özellikle öğrenci hareketlerinin kısıtlanması, üniversitelerin şuan nasıl bir yapıda olduğunu ve gelecekte nasıl bir forma dönüşeceğinin sinyallerini vermekte. Yazının ilerleyen kısımlarında üniversitelerin evrimsel süreçlerinin tarihçesi verilecek ve sorunlar üzerine değişik kaynaklardan alıntılar yapılacak. Konuyu ele alırken bu kadar uzun bir yazı çıkacağını düşünmemiştim. Bundan dolayı birbirini tamamlayan iki ayrı yazı yazmayı daha uygun gördüm. İlk bölümde üniversite kavramı, ikinci bölümde ise YÖK Kıskacında Üniversiteler konusu üzerinde durulacak.

 

Üniversitenin anlamı bilgi ile kurduğu ilişkide ortaya çıkmakta. Üniversite, bilgi için varolan bir kurumdur. Burada bilgi terimi, bilimi de içine alan sistematize edilmiş bilgi anlamında geniş bir kavramdır. Bilgi, başta bilimsel bilgi (Doğa Bilimleri + Kültür Bilimleri) olmak üzere, felsefi bilgi, sanatsal bilgi ve disipline edilmiş diğer bilgi türlerinin tümünü kapsayan kavrama işaret etmekte.

 

Modern üniversite1 olgusundan bahsetmeden önce, yükseköğrenim kurumlarının ilkçağlardaki örneklerine göz atarak başlamak, konunun anlaşılır olmasında yararlı olacak.

 

Akademeia’yı Oluşturan Akıl “Ageometretos medei eisto!”

 

Atina yakınlarında bulunan bir zeytinliğin adı olan Akademeia, Platon’un (Eflatun) öğrencilerine matematik, doğa bilimleri ve felsefe eğitimi verdiği yer olarak bilinmekte. “Ageometretos medei eisto!” (matematiksel olanı kavrayamayan giremez!) yazısından akademinin matematiksel ve akılcı bir düşünceyle temellendirildiğini anlayabiliriz. Matematiğin insanı hakikate taşıyacak en temel unsur olduğu gerçeği Akademeia’ya kadar temellendirilebilecek bir olgu. Platon’un ölümünden sonra Akademia 6. yüzyıla kadar öğrenci yetiştirdi ve Pagan okulu olduğu gerekçesiyle Bizans İmparatoru Justinianus tarafından kapatıldı. Buradan ayrılan öğretmenler ve öğrenciler, bilimin, felsefenin Atina’dan Bağdat’a taşınmasında önemli rol oynadılar.

 

Aristotales’in Lyceum’u

 

Aristo; Büyük İskender’e ders vermeyi bırakıp Atina’ya döndüğünde Akademia’nın başına geçmeyi ümit ediyordu. Bu gerçekleşmeyince şehrin yakınında kendi okulunu, Lyceum’u kurdu. Lyceum 860 yıldan fazla ayakta kalmasına karşın Büyük İskender’in ölümünden sonra Atinalılar Aristo’ya karşı tavır alırlar ve Aristo Atina’yı terk etmek zorunda kalır. Kendi deyimiyle, Atinalıların Felsefeyi 2. defa idam etmesini engeller2. Bunun nedeni olarak hala daha süregelen Makedon-Grek çekişmesi gösterilir3. Adını şehre çok uzak olmayan bir mesire yerinden alan Lyceum, kutsal orman anlamına gelmekte. Ayrıca Tanrı Apollon’un sıfatlarından biri4.

 

İskenderiye’nin Museum’u

 

Büyük İskender döneminde İskenderiye önemli bir liman kenti haline geldi. İskender’den sonra yönetimi ele geçiren Soter, İskenderiye şehrinde kütüphane ve müze kurulmasına hükmetti. Öklides kütüphane içerisinde dönemin en büyük matematik okulunu kurdu. Batı’da geometri eğitiminin temelini oluşturan “Elementler” (Stoikheia) adlı eserini burada hazırladı. Arşimet’in mekanik okulu da aynı şekilde bu kütüphanenin içindeydi. Pi sayısı burada hesaplandı.

 

İskenderiye Kütüphanesi tıp alanında da önemli isimlere ev sahipliği yapmıştı. Bu isimlerin başında Herofilos gelmekte. Herofilos pratisyen hekim ve hoca olarak büyük ün kazanmış biri. İskenderiye içerisinde yaptığı kadavra incelemelerinin yanı sıra beyin, sinir sistemi, nabız, perhiz gibi alanlarda yaptığı incelemeler de önemlidir. Herofilos’un izinden giden, şüpheli ölümlerden sonra ölüm nedeninin bulunması için otopsi yapılması gerektiğini öne süren ve solunum üzerine araştırmalar yapan Erasistratos, tıp alanındaki bir diğer önemli isim olmuştur.

 

Halife Me’mun’un Dar’ül Hikme’si

 

İslam dünyasında, Abbasi Halifelerinden Me’mun’un (813-833) Bağdat’ta açtığı, Dar’ül Hikme denilen akademi, ilk yükseköğretim kurumu olarak kabul edilir. Bunu Beyt’ül-ilm, Darü’l-ilm adı verilen okullar izledi. “Ders” teriminden türetilen, ders verilen yer anlamındaki “medrese” terimi daha uzun süre kullanılmadı. Ders teriminden, dershane, müderris, dersiam ve tedris gibi başka terimler de türetildi. “Medrese”, İslam dünyasında, üniversitenin işlevini yüklendi. Medrese, Hristiyan ortaçağı üniversitesinin atası ve modeli oldu(5) Bu gün tüm üniversitelerde mezuniyet törenlerinde giyilen cüppenin benzerleri öğrenimini başarı ile tamamlayan medrese öğrencileri de giymekteydi ve o zamanlar buna onur cüppesi denilmekteydi. Medreselerin bir külliye(üniversite) halinde düzenlendiği tarihteki ilk önemli örnek, Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün 1067 de Bağdat’ta kurdurduğu Nizamiye medreseleridir6.

 

Üniversite kurumunun 900 yıllık tarihi gelişimi

Ortaçağın Kilise Merkezli Üniversiteleri

 

12-15. yüzyıllarda öğrenci ya da öğretmen loncaları şeklinde örgütlenmiş yapılardı. Belirlenmiş bir programa göre bilimsel, siyasal ve dini bilgiler öğretilmekteydi. Bir yandan papalığın diğer yandan Kutsal Roma’nın güç odağının etkisi altındaki bir ortamda kurulan bu üniversitelerin doğduğu yer olarak Bologna Üniversitesi kabul ediliyor. Kilisenin etkisinin yerini 16. yüzyılda devletin baskısı alırken ruhban sınıfı yerine devlet kendisine memur yetiştirmeye başlamıştı.

 

Bu gün üniversitede kullanılan “rektör”, “dekan” gibi ünvanlar, başlangıçta kiliseye ait terimlerdi. Önce Hıristiyan ortaçağ üniversitesine sızan medresenin nitelikleri, tarihi süreç boyunca taşınarak, oradan modern üniversitenin ve günümüzde çağdaş üniversitenin özüne bir daha ayrılmamacasına yerleşti.

 

Ortaçağ üniversitesi araştırma yapmazdı. Mesleklerle ilgisi çok azdı. Her şey genel olarak(detayına girmeden) verilirdi. Modern üniversite ise, meslek ve araştırma işlevini üstlendi. Ancak, genel kültürü tamamen bir tarafa bıraktı7. Günümüz üniversite mezunu, kültürsüz bir meslek adamıdır: Mühendis, doktor, avukat, bilim adamı8. Bu feci hata arka planında pozitivist felsefenin yattığı 19. yüzyıl üniversitesinin suçu olarak yorumlayanlar mevcut.

 

Ulus Devletler Dünyasının Üniversiteleri (Humbolt Üniversitesi)

 

18. yüzyıl sonları ve 19. Yüzyıl başlarında birçok kıta Avrupası Üniversitesi Napoleon tarafından kapatıldı. Üniversiteler devletin (hâkim siyasal aklın) organı haline getirildi. Merkezi hükümetin ideolojisi doğrultusunda elit kadrolar yetiştirilmeye başlandı.

 

17. yüzyıl sonrasında üniversite, ruhban sınıfının hâkimiyetinden çıkmıştı. Fakat bu sefer de soylu ve zengin ailelerin çocuklarının dâhil olabildiği kurumlar haline geldi. 19. yüzyıl, üniversitenin topluma açılması bağlamında son derece önemli bir adımın atıldığı dönemdi. Üniversite kapılarını yeteneği olan herkese açmaya başlamıştı. Bu konuda geç kalan Oxford ve Cambridge gibi üniversitelerin, 19. yüzyıl sonundaki bilimsel patlamada sönük kalmış olmaları manidar. İngiltere’de pragmatizmin öncülerinden Jeremy Bentham’ın öncülüğünde, University College London 19. yüzyılın ikinci çeyreğinde kapılarını her kesime açmıştı. 19. yüzyılda atılan bu tür adımlar günümüz modern üniversite modelinin şekillenmesinde son derece önemli olmuştur. Modern üniversitenin yükselişi genellikle, Almanya’da Wilhelm von Humbolt’un gerçekleştirmiş olduğu üniversite reformuyla ve Alman idealizmine bağlı başka unsurlarla ilişkilendirilir. Almanya’nın öncülük ettiği üniversite modeli Amerika ve Japonya gibi bazı ülkelerde modern üniversitenin gelişmesinde temel teşkil etmişti. Her ne kadar üniversite düşüncesi zaman içerisinde çeşitli revizyonlara uğramış olsa da, 19. yüzyıl başlarında tohumları atılan Almanya modeli modern üniversitenin köklerinde önemli bir yer teşkil eder. Sadece araştırma faaliyetlerini üniversitenin temel misyonları arasına almış olması bile, üniversiteler adına başlı başına devrim niteliğinde bir gelişmedir. Wilhelm von Humbolt’un üniversite prensipleri;

 

  • Üniversite tüm bilim alanlarındaki eğitim-öğretim araştırma faaliyetleri ile birlikte ve bir bütünlük içinde yürütüldüğü kurumlardır.

 

  • Üniversitenin mesleki ve teknik yüksekokuldan farklı olarak temel işlevi, herhangi bir mesleğe yönelik olmaksızın eğitim-öğretim ve araştırma yapmaktır.

 

  • Üniversitenin sahibi devlet değil millettir. Devletin görevi öğretim üyelerini atamak maaşlarını ödemek ve çalışmaları için gerekli özgürlük ortamını oluşturmaktır. Öğretim üyeleri ve öğrenciler dini veya siyasi hiçbir etki altında kalmadan özgürce araştırma ve eğitim yapabilirler.

 

Bilgi Toplumu Üniversitesi (Girişimci Üniversite)

 

Bu üniversiteler, dış dünyanın taleplerine piyasanın isteklerine uyum sağlamak hedefiyle, öğretim, araştırma yapma ve topluma hizmet sunma işlerini yüklenen organizasyonlar olarak ortaya çıktı. “bilim için bilim” değil “pratik sorunların çözümü için bilim” söylemiyle hareket eder. Parasal döngüsünü; kamu kaynakları, kurumun yönettiği kaynaklar ve öğrencilerden alınan ücretler oluşturur. Bilimin maddi bir getirisi yoksa üzerine düşmek manasızdır. Bu yüzden piyasa güçlerinin etkisi altında şekillenen bir yapıları vardır. Bu saydığım özellikler Girişimci Üniversite kavramının kendine ait özellikleri olup 21. yüzyıl üniversitelerine farklı tiplerdeki dönemsel ekollerin uygulamaları görülmekte. Örneğin, zihinsel faaliyet, ortaçağda, liberal sanatların öğrenilmesi ile kazanılırdı. Liberal sanatlar ile birbirinden görünüşte çok farklı olan şeyler arasındaki ilişkileri görmek, benzer elemanları yeni formlar içinde birleştirmek öğrenilir. Bir başka ifade ile problemlerin amaçlanan çözümlerine götüren bir çeşit yaratıcılık savunusu yapılır. Genel eğitim, aynı zamanda, öğrenciyi ömür boyu öğrenici haline gelmeye hazırlar. Öğrenciler, işlerinin gerektirdiği, mesleki deneyimleri içinde veya ötesinde olan yeni bilgileri, kendi başlarına nasıl öğreneceklerini, yeni sorunları nasıl dile getireceklerini, bilgiye dayalı nasıl karar vereceklerini ve doğru bağlantıları keşfetmeyi öğrenmek zorundadırlar

 

Türkiye’de Üniversitelerin Tarihi

 

Osmanlı İmparatorluğu, klasik düzeni içerisinde yetersiz kaldığını hissedince, modern eğitim kurumlarını ortaya çıkartmıştı. 1773’te Mühendishane-i Bahri Hümayun, 1795’te Mühendishane-i Berri Hümayun, 1826’da Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Mamure ve 1834’te Mekteb-i Ulum-u Harbiye gibi çok sayıda yüksekokul kurulmuştu. Bu okulların gerisindeki mantık araçsaldır ve gerisinde “ne bilgiye yeni bir yaklaşım ne de imparatorluk tebaasının eğitimi konusunda, yeni bir anlayış ya da arayış vardır”9.

 

 

Anlamı “Bilim Yurdu” olan Darülfünun 1845’te fikri olarak kuruldu. Resmi olarak vücut bulması ise 1863 yıllarına dayanır. 4 kez açılıp kapatılan Darülfünun, 1923-1932 yılları arasında da mevcudiyetini sürdürdü. Cumhuriyetin hâkim ideolojisine ayak uyduramadığı gerekçe gösterilerek kapatıldı ve yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu.

 

Türkiye üniversite tarihi göz önüne alındığında kendi içinden kaynaklanan bir değişim gerçekleştirememiş. Şöyle ki: Cumhuriyetin kurulduğu 1923’ten itibaren yükseköğretim tarihimize bakacak olursak, üniversitede yapılan düzenlemeler ve dönüşümler açısından şu dönemler ayırt edilmekte.

 

1-1923-1946 Dönemi: Bu dönemde, 1933 de, Üniversite Reformu yapılmış ve 2252 sayılı yasa ile Darülfünun kaldırılıp, yerine İstanbul Üniversitesi kurulmuştur. Bu reform ile özerklik kaldırılmış, ilk kez üniversite, rektör, fakülte, dekan gibi terimler benimsenmiştir. Darülfünunun öğretim elemanları tasfiyeye tabi tutulmuş, Almanya’dan Nazi baskısından kaçan çok sayıda Musevi asıllı profesör üniversitede istihdam edilmiştir. Darülfünuna 1. Dünya Savaşı esnasında gelen Fransız hocaların gitmesiyle beraber Türkiye yükseköğretiminde Fransız etkisi yerini Alman etkisine bırakmıştı.

 

2- 1946-1960 Dönemi: 13.6.1946 da 4936 sayılı yasa çıkarılmış ve hem üniversiteye hem de fakültelere tüzel kişilik ile bilimsel ve idari özerklik tanınmıştı. Bu kanun ile Ankara Üniversitesi de kuruldu. İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi aynı kanuna bağlanmıştı. Böylece, çok üniversiteli dönem başlamış oldu.

 

3- 1960-1973 Dönemi: 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra 115 sayılı kanunla 1946 da çıkarılan kanunda bazı değişiklikler yapılmış, anayasaya ilk defa üniversite ile ilgili bir madde konulmuştu. (Madde 120). Anayasada; ‘Üniversiteler, bilimsel ve idari özerkliğe sahip kamu tüzelkişileridir’ ile ‘Üniversiteler, kendileri tarafından seçilen yetkili öğretim üyelerinden kurulan organlar eliyle yönetilir ve denetlenir’ ifadeleri yer almıştır. 29 Eylül 1971 tarih ve 1488 sayılı kanunla 120. maddede değişiklik yapılmıştır.

 

4- 1973-1981 Dönemi: Anayasanın 120. maddesinde değişiklik yapılmış, özerkliğe sınırlamalar getirilmiştir. 24.6.1973 yılında 1750 sayılı Üniversiteler Kanunu çıkarılmış, 1975 yılında Yükseköğretim Kurulu kurulmuştur.

 

5- 1981-2004 Dönemi: 6 Kasım 1981 tarih ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu çıkarılmıştır.

 

Yukarda sıralanan beş döneme dikkat edilirse, Türkiye’de Cumhuriyet dönemi boyunca, yükseköğretim alanındaki bütün düzenlemeler, ya tek partili dönemde (ilk iki düzenleme: 1933, 1946) veya askeri müdahalelerin ardından (son üç düzenleme: 1960, 1973, 1981) gerçekleştirilmiştir.

 

Kaynakça :

 

 1 Üniversite” kavramı,“universitates”kavramının evrilmesi ile oluşan Latince “universitas” kelimesinden gelmekte.

2  Birincisi Sokratesin idamıdır.

3 İskender Makedon’du. Atinalıların Aristoya karşı gösterdikleri bu tutum sebebi bir Makedon’a akıl hocalığı yapıyor olmasıydı.

4 http://tr.wikipedia.org/wiki/Lykeion

5 Üniversitenin Neliği, Akademik Özgürlük, Üniversite Özerkliği, Türk Üniversitesi – Durmuş Günay

6 Günay, Durmuş; “Bilimin Matematiksel (Olan) Temeli”,1.Ulusal Mantık, Matematik ve Felsefe Sempozyumu, Eylül,2003, Çanakkale.

7 Gasset, Y. Ortega; ”Üniversitenin Misyonu”, Çev: Bülent Üçpınar, Birleşik Yayıncılık, Ocak 1997, İstanbul.

8 Gasset, Y. Ortega; ”Üniversitenin Misyonu”, Çev: Bülent Üçpınar, Birleşik Yayıncılık, Ocak 1997, İstanbul.

9 İlhan Tekeli – Üniversite Olgusunun Siyasal Mücadele Yönü. s130 

Yorumlar (1)
  1. cumhur on said:

    ömer bey melaba. büyük kızım ea 2’den 45780. oldu. iyi bir üniversiteye kaydetmeyi düşünüyoruz. annesi ise özel okulda hukuk okusun istiyor ama bence devlet üniversitesi daha iyi. acaba siz ne dersiniz?

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*