Cumhuriyette var olmanın yolu "Çerkes" olmamak ise yaşamanın yolu da “batılı” olup kendin olmamaktı anlaşılan.

Kuban Kural 18 Haziran 2014
Ayşe Şasa

 

Her zaman ilgimi çekmiştir, Osmanlı son dönemi Çerkes aydınlarına ve onların çocuklarına ne olduğu. Beşiktaş – Sarıyer arasında gördüğüm her eski yapı için “Burada eskiden Çerkes bir aile yaşıyor olabilir, hatta çocukları veya torunları hala burada olabilirler.” diye cümleye başlamamın arkadaş sohbetlerine makara malzemesi olmuşluğu çoktur.

 

Aydın Osman Erkan bu konuda benim için oldukça ilginç bir tecrübe olmuştu örneğin. Kendisine yetişememiş olsam da kitaplarını ve hayat hikâyesini okumuş olmayı kendi adıma bir şans olarak gördüm her daim. Ölümünün ardından ailesinin girişimiyle basılan Başımı Kafkasya’ya Çevir – Osman Ferit Paşa’nın Hayatı hem bir döneme ışık tutması hem de kılıç artığı bir Ubıh ailesinin serüvenini yansıtması bakımından oldukça dikkat çekiciydi.

 

Yine değerli bir tarihçiden duyduğum, Deli Fuat Paşa’nın torununun Nişantaşı’nda yaşadığı bilgisi oldukça sevindirmişti beni. Maalesef kendisiyle tanışma çabalarım sonuç vermedi. Eski defterlerin açılmasını istemedi, fazla ehlileşmişti anlaşılan…

 

Ayşe Şasa’nın ismini ise ölümüne kadar duymamış birisi olarak hayıflandığımı itiraf etmeliyim. Türk sinemasına sayısız eserler kazandırmış bir senarist, ciddi bir entelektüelin adını sonradan duymuş olmanın hüznünün yanına birde soyadındaki ‘Şasa’ merakı ilişti. Şasa, acaba?

 

Hayat hikâyesine bakmak için internette dolaştığım sırada aradı Erkan. Ayşe Şasa’nın Rauf Orbay’ın kız kardeşinin kızı olduğunu, babasının ise bir tarafının Çerkes diğer tarafının Kürt olduğunu böyle öğrendim.

 

Ayşe Şasa, çocukluğundan beri aile sevgisinden yoksun, dönemin ruhuna uygun bir Batılı olarak yetiştirilmesi için ailesi tarafından Yahudi ve Alman mürebbiyelere teslim edilen bir Çerkes aslında. Zenginliğin içerisinde yalnızlığı yaşayan Şasa’nın çocukluğundaki yalnızlığını en iyi yine kendi anısı gösteriyor bize “Yedi sekiz yaşlarındayım, bir kâğıda ‘Ben çok yalnız bir çocuğum, bu şişeyi bulan lütfen beni arasın!’ diye bir not yazıyorum… Şişeyi denize atıp, rıhtımdan uzaklaşmasını seyrediyorum…”

 

Kendisi ile yapılan söyleşilerden birinde şöyle deniyor: “Ana dilinden önce dadı dili”. Bunun söylenmesinin sebebi, Türkçeden önce dadısından Almancayı öğrenmesi ve bu yüzden Türkçesinin kırık olması. Ana dili Türkçe miydi acaba? Yoksa kendisinin bile bilmediği, anlaşılamayan bir dil olabilir mi? Neyse eski defterleri karıştırmayalım…

 

12 yaşında mürebbiyelerin elinden kurtulan Ayşe Şasa, bu kez de Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nin (Bugünkü Robert Koleji) soğuk yurt koridorlarında buluyor kendisini. Bu dönemde tanıştığı Marksizm, bir dönem hayatına damga vurmayı başarıyor ancak onu buhranlarından kurtaracak kapının açılmasına daha yıllar var.

 

18 yaşında tanıştığı ve fikirlerine, heyecanlarına ortak olduğu Kemal Tahir’in kendisine söylediği; “Maskaralık ve şaklabanlık yaptığın müddetçe seni baş tacı ederler fakat ciddi ve sahici bir şey yaparsan, yapmaya teşebbüs edersen kimse yüzüne bakmaz ve ilgilenmez. Dahası husumet beslerler. Onun için yolunu şimdiden seç.” sözü bir nevi hayat felsefesi oluyor, tabi ki seçtiği yol çileli olan…

 

Bir dönem Robert Koleji İdari Bilimler Bölümüne devam eden Şasa, sinema okuyor ve o zaman emekleme aşamasındaki Türk sinemasına, bir çoğumuzun belki defalarca izlediği filmlerin senaristli olarak damgasını vuruyor. Damga derken, o damga vuruyor ama biz o damgayı görmüyoruz…

 

Üç kez evleniyor, ikinci eşi Atıf Yılmaz hem eşi hem işi olarak var hayatında.

 

30 yaş önemlidir Ayşe Şasa için. 30 yaşında geçirdiği şizofreni nöbeti neredeyse 18 yıl peşini bırakmaz. Yaklaşık 18 yılı bir odada geçer. Bu zorlu yıllarının en büyük destekçisi üçüncü eşi olan Bülent Oran’dır. Hastalığının sebebi, ölüm korkusu ve arayıştır. Evet, arayış…

 

Huzuru çok geç buldum diyen Ayşe Şasa, huzuru tasavvufta bulduğunu söyleyecek kadar da cesur bir ‘beyaz’dır aslında. Batı mahallesinden Doğu’nun efsunlu mahallesine geçişi hiç kolay olmasa da kutlu bir yolculuktur kendisi için. Esad Çoşan’ın zikir telkinine inkisab eden, Cerrahi Şeyhi Sefer Efendi’ye talebe olan, İsmet Özel’in dostu, Mustafa Kutlu’nun arkadaşı bir Müslüman’dır artık.

 

“Kökleriyle buluşmayanlar soylu işler yapamazlar.” diyen Ayşe Şasa için kökleri, Doğu’nun dehlizlerindeki İslam’dır. Artık mutludur. Mutluluğu bulduğu yer ise tasavvuf…

 

Gayrettepe’de, büyük dayısı Rauf Orbay’dan yadigâr kalan koltuklarında geçmişinin hayalini kuran Ayşe Şasa, en geçmişine, kimliğine doğru bir yolculuk yaptı mı bilinmez.

 

Ayşe Şasa’nın hayatı, yazının başında anlattığım merakımı gidermek için bana bir kapı daha araladı diyebilirim. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devrolan Çerkes entelijansiyasının akıbetinin ne olabileceği konusunda yeni bir örnek.

 

Cumhuriyette var olmanın yolu “Çerkes” olmamak ise yaşamanın yolu da “batılı” olup kendin olmamaktı anlaşılan.

 

………………………………….

 

Bu geç tanışmışlığın anısına Ayşe Şasa ile ilgili bir seçki hazırlamaya çalıştım meraklısına;

 

Kitapları:

 

Bir Ruh Macerası, Yeşilçam Günlüğü, Düş Gerçeklik Sinema (Sadık Yalsızuçanlar-İhsan Kabil-Ayşe Şasa), Delilik Ülkesinden Notlar, Şebek Romanı, Vakte Karşı Sözler (Ömer Tuğrul İnançer – Ayşe Şasa – Berat Demirci)

 

Senaryoları:

 

Kanayan Yara Bosna (1993), Her Gece Bodrum (1992), Hiçbir Gece (1989), Arkadaşım Şeytan (1988), Gramofon Avrat (1987), Merdoğlu Ömer Bey (1986), Ölmez Ağacı 1984), Ve Recep ve Zehra ve Ayşe (1983), Hacı Arif Bey (1982), Deli Kan (1981), Kambur (1973), Utanç (1972), Cemo (1972), Battal Gazi Destanı (1971), Unutulan Kadın (1971), Güllü (1971), Yedi Kocalı Hürmüz (1971), Köroğlu (1968), Cemile (1968), İlk ve Son (1968), Harun Reşid’in Gözdesi (1967), Balatlı Arif (1967), Kozanoğlu (1967), Ah Güzel İstanbul (1966), Toprağın Kanı (1966), Murat’ın Türküsü (1965), Son Kuşlar (1965), Çapkın Kız (1963), Dinle Neyden (2008)

 

Tanıdıklarının gözünden Ayşe Şasa

 

http://www.dunyabulteni.net/haber/301223/tanidiklarinin-gozunden-ayse-sasa

 

– 32. İstanbul Film Festivali kapsamında aldığı ödülü Dünya Bülteni’ne değerlendiren Ayşe Şasa, ödülün kendisini acısı bol hatıralara götürdüğünü söyledi:

 

http://www.dunyabulteni.net/haber/253673/ayse-sasa-kokleriyle-barismayanlar-soylu-isler-yapamaz

 

– Zavallı bir zengin kızıydım

 

http://haber.stargazete.com/pazar/zavalli-bir-zengin-kiziydin/haber-685409

 

– “Beni Kör Kuyulardan Tasavvuf Çıkardı”

 

http://www.yeniaktuel.com.tr/top101-1,206@2100.html

 

– Bir Ruhun İzinde

 

http://www.yagmurdergisi.com.tr/archives/konu/bir-ruhun-izinde

 

– İsmail Kara’nın kaleminden Ayşe Şasa

 

http://www.dunyabulteni.net/haber/301295/ismail-karanin-kaleminden-ayse-sasa

 

– Ayşe Şasa’nın hayat hikâyesi. Leyla İpekçi, Meryem İlayda Atlas ve Berat Demirci’nin sorularına Ayşe Şasa’nın verdiği cevaplardan oluşan kitap: Bir Ruh Macerası

 

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=463432

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*