"Ayı"nın, yaralı da olsa ormanı birbirine katabildiğini ve "Ayı"nın bir tavşana dönüşmeyeceğini unutmamak gerekiyor.

Sencer Shumaf 16 Haziran 2014
Enerji Faktoru ve Kaya Gazı “Devrimi”

 

Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi ve Ukrayna’daki “iç karışıklık“ süreci, beraberinde Rusya ve Batı arasındaki ilişkilerin yeni bir evreye girmesini getirdi. Rusya’nın sessiz sedasız gerçekleştirdiği ilhak ve ABD ile AB’ye karşı gösterdiği taviz vermez tutum karşısında ABD ve AB’nin retorikte güçlü ancak pratikte zayıf tepkileri Türkiye’de ve Dünya’da bazı politik tartışmalara yol açtı. Aslında Rusya’nın batıya yönelik tutumunun radikal değişimi 2008’de Güney Osetya’daki hamlesine cevap olarak Gürcistan’ı vurmasıyla başlamıştı. Rusya’nın bu tarihten itibaren uluslararası imajını restore etmek için harcadığı imkan ve kaynakları ve özellikle Soçi Olimpiyatları gibi bir PR projesinin çıktılarını, Kırım’ı ilhak etmesiyle bir anda çöpe atmasına önce şaşırmış ve bir anlam verememiştim. İlk bakışta, 2008’de Abhazya’yı de-jura tanıması ve de-facto ilhak etmesi ile yeni bir donanma üssüne kavuşan Rusya için 200 yıldır kullandığı Sevastopol’daki üssün vazgeçilmez olduğu sonucunu çıkardım. Aslında bu çıkarsama, Rusya’nın gelecek vizyonu ile ilgili varsayımlarıma dayandığı için çok isabetli değildi. Rusya’nın gelecek vizyonu ve buna dair çizmek istediği imaj, benim zannettiğim gibi ekonomik gücü ve kültürel etkisi ile içeride ve çevrede varlığı arzu edilen bir güç ile ilgili değil, “küresel bir süper güç“ olarak kendini zorla da olsa kabul ettirebilme yeteneği ile ilgiliydi. Deniz Ülke Arıboğan’ın tabiri ile, II. Dünya savaşının dünyaya hediyesi, göklerin hakimi “Kartal“ ile ormanın hakimi Ayı arasındaki rekabet, soğuk savaşının bitiminde “Ayı”nın ağır yara almasıyla sonuçlandı. Ancak “Ayı”nın, yaralı da olsa ormanı birbirine katabildiğini ve “Ayı”nın bir tavşana dönüşmeyeceğini unutmamak gerekiyor. Biz en iyisi yaralı “Ayı”nın iyileşip tekrar bölgesine hakim olup olmayacağını kestirmeye çalışalım.

 

Google’ın kurucu ortağı Sergey Brin

Rusya’nın bölgesel ve küresel gösterisinin arkasındaki itici güç, ihracatının %60’ını oluşturan doğal gaz ve petrol kaynaklarıdır. Bu kaynakların sağladığı ekonomik ve politik güç olmaksızın, Rusya süper güç olmayı bir kenara bırakalım, şuanki bölgesel nüfuzunu dahi korumakta güçlük çekebilir, hatta içerideki kontrolünü kaybedebilir. Her ne kadar, konvensiyonel askeri gücü çevresini korkutsa da, doğal kaynaklara bağımlı ekonomisi “süper güç” olmak için yeterli değil. Son 20 yılda, soğuk savaşın yaralarını saran Rusya, ekonomik yapısını kökten değiştirebilecek bir gelişme kaydedemedi. Pazar hakimiyeti ise doğalgaz ile sınırlı. Teknoloji devi Google’in iki kurucu ortağından biri olan, Dünya’daki Rusya doğumlu en önemli girişimci sayılan Yahudi kökenli Sergey Brin‘in tanımladığı şekliyle Rusya, “üzerine kar yağan bir Nijerya“ olma yolunda Putin ile beraber hayli mesafe aldı. Brin, 2002 yılında verdiği bir röportajda, Rus yönetimindeki yozlaşmanın boyutlarına dikkat çekerek, dünya enerji kaynaklarının bir avuç kriminal Cowboy‘un elinde olmasının kabul edilemez olduğunu söylemişti. Hatta “American Boy“ isimli şarkıya eşlik eden kıvrak dansları

Medvedev ve Apple’ın eski CEO’su Steve Jobs
(ölüm 2011)

(http://www.youtube.com/watch?v=nVpqiRD_fCA) ile çok konuşulan dönemin Rusya Devlet Başkanı Medvedev, 2010’daki Amerikagezisi dahilinde Apple’ın ve Google’ın California’daki merkezlerini ziyaret etmiş, yeni geliştirilen teknolojileri hayranlıkla incelemiş ve yanında getirdiği Yandex yöneticilerine “Rus silikon vadisi“nin kurulması için gerekli talimatları vermiş ancak Sergey Brin ile ile görüş(e)meden ülkesine dönmüştü. Bugün bölgesel düzeyde bir arama motoru olarak Rusya, Ukrayna, Kazakistan, Beyaz Rusya ve Türkiye’de Google ile aşık atabilmek için 15 sene harcayan Yandex’in kendi çapında bir silikon vadisine dönüşeceğini bizim nesil görür mü emin değilim. Stanford öğrencisi iki parlak gencin ilk sunucularını kendi garajlarında çalıştırmaya başladıkları Google ile KGB emeklilerinin bölgesel doktrinine payende kurulan kamu teşebbüsünün rekabet edebilmesi 50 sene geçse de mümkün değil. Bu yazının ana konusuna gelecek olursak; günü yakalamak ve çevremizde olan biteni daha iyi anlamak için batıdaki ve doğudaki Cowboy’ların uğruna savaşlar çıkardığı enerji kaynaklarının bugünki durumunu ve geleceğini incelememizde fayda var.

 

Doğal gaz ve Petrol

 

Rusya 2011 yılı itibariyle gaz üretiminde dünyada birinci, toplam akışkan yakıt (doğal gaz ve petrol) üretiminde ise üçüncü sıradaydı. Geçtiğimiz yıl, gaz üretiminde Amerika birinci sırayı aldı. Tespit edilmiş doğal gaz rezervleri en geniş ikinci ülke olarak Rusya (birinci İran, üçüncü Katar), toplam devlet bütçesinin %50’den fazlasını gaz ve petrol gelirleri ile karşılıyor. Rusya yıllık 173 milyar metreküp satış ile doğal gaz ihracatı en yüksek olan ülkedir. Bu gazın alıcılarına gelecek olursak; Rusya’nın yıllık gaz ihracatının %25’ini Avrupa Birliği ülkeleri alıyor. AB dışındaki en büyük ithalatçılar, Ukrayna, Beyaz Rusya ve Türkiye. Türkiye gaz ihtiyacının %65’ini Rusya’dan, kalanın büyük çoğunluğunu İran’dan ve çok küçük bir miktarını kendi kaynaklarından karşılıyor. Avrupa ise doğal gaz ihtiyacının yaklaşık 3’de birini Rusya’dan karşılıyor ve bunun yarısına yakını Ukrayna üzerinden taşınıyor. İlginçtir ki, AB içerisinde Rus gazına en çok bağımlı ülkelere baktığımızda, Rusya ile tarihsel problemleri olduklarını, Rusya karşıtı politikaları en çok destekleyen ülkeler olduklarını görüyoruz. İstisna olarak, yine Rusya ile pek iyi geçinemeyen İngiltere neredeyse hiç Rus gazı kullanmıyor. Buna karşılık, örneğin Almanya doğal gaz ihtiyacının %36’sını, Fransa ise %16‘sını Rusya’dan satın alıyor.

 

 

Rus gazını Beyaz Rusya (Belarus) ve Ukrayna üzerinden Avrupa’ya taşıyan hatlara ek olarak, 2005 yılında Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin ve Silvio Berlusconi’nin katılımıyla açılışı yapılan Mavi Akım (Blue Stream) hattı çekilmiştir. Türkiye’de dönemin Enerji Bakanları dahil olmak üzere hükümetleri hedef alan yolsuzluk iddialarına konu olmuş bu hat, Çerkesya kıyılarından Karadeniz’e inerek Türkiye’ye bağlandıktan sonra Bulgaristan üzerinden gelen ikinci bir hat ile birleşerek tekrar kuzeye, Ukrayna’ya çıkmaktadır. İletilen gazın masrafını lüzumsuz olarak artıran bu hattın amacı en az 25 yıl süreyle (1997’den itibaren) Türkiye’nin üçüncü ülkelerle enerji antlaşması yapmasını engellemektir. Ukrayna‘da yaşanılan son kriz, Avrupa ülkelerini Rus doğalgazına olan bağımlılıkları konusunda radikal değişiklikler yapmaya sevk etmiştir. Ayrıca, ABD’nin enerji alanındaki stratejilerinin dünya ekonomisi için önemli etkileri olacağı düşünülmektedir. Özellikle 2008 yılından itibaren ABD giderek artan kaya gazı üretimiyle beraber enerjide dışa bağımlılığını neredeyse yok etmiştir. Hatta yapılan projeksiyonlara göre yakın gelecekte bir numaralı enerji ihracatçısı olma yolunda ilerlemektedir.

 

Kaya Gazı “Devrimi”

 

Enerji teknolojileri üzerine yüksek lisans sonrasında Otomotiv sektörüne yatay geçiş yaptığım için kaya gazı konusunun teknik yönünü takip ettiğim pek söylenemez. Bu yüzden konuyla ilgili bilgisinin benden daha taze olduğunu düşündüğüm bir arkadaşımın yardımıyla konuyu irdelemek istiyorum. Tewune Emrah, İstanbul Teknik Üniversitesi‘nde, Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği bölümünü bitirdi. Hali hazırda bir enerji firmasında Jeothermal enerji santralleri kurulumu üzerine çalışıyor. Kafkasya Forumu üyesi olması itibariyle ilk aklıma gelen kişi oldu. Ve sorduğumda, geçmişte kaya gazı ile ilgili araştırmalar yaptığını öğrendim.

 

Emrah, kaya gazının doğal gazdan farkı nedir?

 

Çıkarılma yöntemi farklı. Doğal gaz konvansiyonel yöntemler ile çıkarılabiliyor. Kum taşı gibi geçirgen yapıların içinde bulunur ve sondaj kuyuları ve kuleler sayesinde basınç farkı yaratılarak bulunduğu yerden yer yüzüne çıkarılır. Kaya gazını çıkarmak için bu konvansiyonel yöntem kullanılamaz, çünkü geçirgen olmayan levha benzeri formasyonların yani kayaçların içerisinde hapsolmuştur. Kaya gazı üretimi için yaklaşık 2-2,5 km dikey sondaj yapıldıktan sonra 90 derecelik bir acıyla yaklaşık 1-1,5 km yatay sondaj yapılır. Bu sondajda hidrolik çatlatma denilen bir yöntem kullanılır. Geçirimsiz olan kayaçlar hidrolik basınç kullanılarak çatlatılır ve içerisindeki gaz ve petrol alınır.

 

Hidrolik çatlatma için bir sıvı kullanılıyor heralde?

 

Evet, bazı kimyasallar içeren bir su kullanılıyor. Yatay sondajın sonunda belirlenen noktaya gelinince bu çatlatma yöntemi kullanılıyor. Aslında hidrolik çatlatma küçük depremler yaratıyor. Bu yöntem Amerika’da 20-25 yıldır geliştiriliyordu. Şuanda yüksek verimle kullanıyorlar. Amerika dışında bir kaç ülke bu konuda çalışıyor ama uzun bir süre daha bu hidrolik çatlatma yöntemini kullanabilmeleri zor. Birincisi AR-GE’si uzun yıllar alan bir konu, ikincisi de hidrolik çatlatmalar küçük depremler yarattığı için hem çevrecilerden hem de halktan tepki alıyor. O yüzden bunun izinlerini alamıyorlar.

 

Peki ekonomik değeri açısından konvansiyonel yollarla çıkarılan petrol ve doğalgazdan ne farkı var?

 

Kayaçlarda sıkışmış şekilde bulunan gaz veya petrol, kalite olarak günümüzde çıkarılan gaz veya petrolden pek farkı olmasa da, yöntem şekli ve maliyeti açısından ciddi farklar bulunmaktadır. Kaya gazının çıkarımı için her bir hidrolik çatlatma maliyeti yaklaşık 500 bin $’ı bulmakta olup çatlatma işleminden sonra yaklaşık 90 gün tamamlandıktan sonra gazın kayaç içerisinden yukarıya taşınma süreci başlamaktadır. Kayaçlar içerisindeki gaz veya petrolün 200 ila 250 yıl sürecinde oluştuğu tahmin edilmektedir.

 

Amerika’nın kaya gazı konusundaki öncülüğünün sebebi ne olabilir?

 

Amerika’da biraz önce bahsettiğimiz çevre ile ilgili konular aşılabildi. Örneğin bir ev aldığınızda o evin altında ne varsa sizin oluyor. Başka ülkelerde bu böyle değil. Amerika’da özel mülkiyet sahiplerinden yüksek ücretler ile alınan arsalarda bu konuda araştırma ve uygulama kolaylıkla yapılabildi. 20-25 yıldır uğraşıyorlar. Diğer ülkelerde ise yasal mevzuatı aşmak çok zor, çünkü üzerinde özel mülkiyet olsa da yerin altı devlete ait. O yüzden şuanda verimli üretim yapan tek ülke Amerika. 2008’den beri çok yüksek üretim yapıyorlar.

 

Peki, kaya gazının dünyadaki bilinen rezervleri çoğunlukla hangi ülkelerde?

 

Dünyadaki kaya gazı rezervlerinin yaklaşık %40’ı Amerika’da bulunuyor. Amerika haricinde Çin’de ve Arjantin’de yüksek rezervler keşfedildi. Çin, üretim yapmak için çalışma yapıyor. Çin’in avantajı ise düşük üretim maliyetleri ve düşük işçi ücretleri. Avrupa ülkelerinde de rezervler var ancak çalışma yapabilmek için yasal mevzuatlarını aşmaya çalışıyorlar. Avrupa’da aktif çalışma yapan tek ülke Polonya. Ama onlarda da mevzuat olarak sıkıntılar var.

 

Söylediklerinden anladığım, bu kaynağı ekonomik olarak işletebilen bir tek Amerika var. Diğerleri hem teknik bilgi olarak hem de mevzuat olarak çok gerideler. Peki çevre örgütleri Amerika’da bir kampanya yürütüyor mu?

 

Evet. Ancak Amerika’daki yasal düzenlemeden dolayı, özel şahıslar üzerinden bu çalışmalar yapılıyor. O yüzden çevre örgütleri devlete değil kişilere ve firmalara baskı yapmaya çalışıyor.

 

Kaya gazının enerji piyasasına, özellikle doğal gaz piyasasına etkisini ne olabilir?

 

Kaya gazı, çıkarıldığı takdirde, enerji piyasasında dışa bağımlılığı azaltmasının yanında enerji piyasasındaki fiyat dengesini de çıkartan ülkenin lehine çevirmesidir, yakın zamanda görebileceğimiz ABD örneğinde olduğu gibi. Çıkarılan gazın ülke ihtiyacının yanı sıra çeşitli anlaşmalar üzerinden dış pazarda etkin rol imkanı vermesi ülkelerin iştahını kabartan önemli nedenlerden biri oluyor. Örnek vermek gerekirse Nabucco projesi; geçiş haritasında bulunan Türkiye ve benzeri ülkelere çeşitli avantajlar sağlarken Rusya’nın da mevcut pazar payını olumsuz şekilde etkileyen alternatif bir doğal gaz taşıma projesidir.

 

 

Nabucco, Hazar havzasından çıkan gazı Türkiye üzerinden Avrupa’ya iletmek için kuruluyor. 2011 yılında antlaşmalar imzalandı ve şuan hat çekilmeye başlandı. Yaklaşık 3900 km’lik bir boru hattının, 2520 km’lik kısmı Türkiye’den geçiyor. Bu hat Rusya’nın gaz ihracatına büyük zarar verebilir.

 

Kaya gazı konusunda Türkiye’de herhangi bir çalışma var mı?

 

Son 1,5 yıldır çalışmalar var. Shell ve TPAO ortaklık kurmuşlardı. Türkiye’de 680 milyar metreküp rezerv olduğu düşünülüyor. Bu çok büyük bir rakam, Türkiye’nin önümüzdeki 15 yıllık gaz ihtiyacına denk geliyor.

 

Bu rezerv Türkiye’de nerede bulunuyor?

 

Güneydoğu Anadolu ve Trakya’da bulunuyor. Erzurum, Diyarbakır ve Trakya’da kaya gazı ve petrolü çıkarılabilecek formasyonlar tespit edildi. Bu raporu bir Amerikan kuruluşu olan Enerji Enformasyon Dairesi (IEA) veriyor. Bu rezervin harekete geçirilmesi teknik olarak mümkün olabilir ama böyle bir hamle yapmak politik ve ekonomik güç gerektirir. Baksana iki tanker Kürt petrolünü bile sattırmıyorlar.

 

Sence, Türkiye bu konuda çalışma yapılabilecek mi?

 

Bence bu rezervin önümüzdeki 10 yılda harekete geçirilmesi savaş sebebi bile olabilir. Çünkü ekonomik değeri çok yüksek. Enerji sektöründeki maliyetlerden küçük bir örnek vermek gerekirse Meksika Körfezi’ndeki sızıntının BP’ye maliyeti 40 milyar doları geçmişti. BP ABD’ye itiraz bile etmedi. Bu rakam Türkiye’nin dış borcunun %12’sine denk geliyor.

 

Verdiğin bilgiler ve zaman ayırdığın için teşekkürler.

 

Rica ederim.

 

……………………………………..

 

Sonuç olarak, kaya gazı, diğer fosil bazlı enerji kaynaklar gibi avantajlara ve dezavantajlara sahip. Kaya gazı üretimine geçen ülkelerin dünya enerji piyasasındaki söz hakkı artıyor, gaza ödedikleri fiyat düşüyor ve enerjide dışa bağımlılığı azalıyor. Diğer yandan; dezavantajları arasında atmosfere karbon salımının devam etmesi, yeraltı sularında oluşması muhtemel kirlilik, kontrolsüz yeraltı hareketliliği sayılabilir. Politik ve stratejik etkileri de göz önüne alındığında kaya gazı üretiminin hassas bir mesele olduğunu ve önümüzdeki yıllarda hem Türkiye ve Rusya’nın hem de bölgedeki halkların geleceğine önemli etkileri olabileceğini söyleyebiliriz.

 

Günü yakalamaya başka konular ile devam edeceğiz.

 

Sencer Shumaf

 

 

 

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*