Utanmaya devam. Her yerde, her zaman.

Yusuf Sebenokue 28 Mart 2014
Gayet Muhtasar Kafkasya Tarihi

 

Meotlar, Zihler, Hattiler, Alanlar ve sair… Böyle muhtelif kavimler gelmiş geçmiş, onlardan da bugün bildiğimiz halklar türemiş. Diyorlar, ötesini bilmiyorum. Kimler kimlerden gelmiş, kimin, dağların hangi yamacına bakan düzlüğü vatan tutuşu kimden önce gelir, onu da bilmiyorum.

 

Benim bildiğim tarih Mekke’den gelen mesajın Dağıstan’a ulaşmasıyla başlıyor. Aradan hayli zaman geçiyor, bakmışız ki iki deniz arasında yaşayıp gidenlerin çoğu ‘amenna’ demiş. Yaşayıp gitmişler.

 

Derken, uzaklarda yeni bir ışık sökün ediyor. Kuzeyin soğuk yüzlü insanları toparlanıp birleşiyor, ‘aşağıya, en aşağıya, damardaki kanın hızlı aktığı yerlere inelim’ diyorlar. Fakat bir yere geldiklerinde hızları kesiliveriyor.

 

Çerkesya’nın, Dağıstan’ın ve Çeçenya’nın yiğitleri defalarca savıyor düşmanı. Kafkasya, elde edemedikçe daha vazgeçilmez görünüyor gözlerine. Her defasında daha bir hınçla geliyorlar. Bir düş görür gibi, dinmek bilmez bir öfke nöbeti, dinmek bilmez bir sarhoşluk halinde geliyorlar.

 

Ara ara tekrarlanan ilk karşılaşmalar hariç, 101 yıl nihayetsiz cenk oldu. Kudretinin zirvesine eriştiği halde, karşısında bir avuç kalan insana diz çöktüremeyen kafir, zulüm olup yağdı Kafkasyalıların üstlerine; ormanları, köyleri ateşe vere vere yerleşti yurtlarına.

 

Sayfaları çevirdikçe bazı sahneler geliyor gözümün önüne:

 

Hacı Tığujıko Kızbeç nehir kenarında abdest alıyor…

 

Bir grup atlı köye dönüyor. Atlardan biri, göğsünde geçmiş çarpışmalardan kalma on iki yara izi taşıyan 12 yaşında bir çocuğun naaşını taşımakta…

 

Daha sonra halklarına ‘imamet’ edecek iki genç, Şamil ve Muhammed dersi bitirmek isteyen medrese hocalarına, ‘Devam et hoca. Oyun oynamıyoruz burada. İlmimizi alalım, daha küffara karşı kılıç kuşanacağız’ diye çıkışıyorlar…

 

Son şehadet erleri Abhazya ile Çerkesya’nın kucaklaştığı yerde yeminlerine sadakatlerini gösteriyorlar…

 

Şüphe yok, atalarımız dedikleri Nartlar böyle destan yazmamıştı.

 

150 yıl sonra

 

Bir ihtiyar Çeçen dağlarında vuruşan bir delikanlıya bir parça ekmek, biraz katık verdiği için Allah’ın cezası Çar uşağı tarafından dövülüyor, kameralar önünde hakaretlere uğruyor. Bir Avar kadını, öldürülen işkence gören kardeşlerini savunmaktan suçlu bulunup zindana atılıyor. Ana – babasını, memleketini bırakıp ölümden kaçıyor bir Balkar delikanlısı. Ya da Çerkes, ya da Oset ya da Kumuk, neyse.

 

Tarih ve Coğrafya vuruldukları yerden bağlamış onları birbirine. Bizi de onlardan ayırıp başka bir tarafa savurmuş.

 

Artık ev o ev değil, şarkı o şarkı değil.

 

Artık ne hamaset, ne nostalji ne duyarlılık. Hiçbiri geçmez. Yalnız utanmak başka. Çünkü, saygıyla anmak, kınamak, unutmadık demek gibi değildir utanmak. Utanç duyduğu şeylerde payı olduğunu gizlemez insandan. Utanmaya devam. Her yerde, her zaman.

 

Kafkasya hariç değil.

 

Yorumlar (3)
  1. Furkan Kafkas on said:

    Şiirsel bir anlatım ve hedefi 12 den vurma buna derim. Devamını diliyorum.

  2. merve on said:

    Tekrar yazilarini gormek ne kadar güzel, bu köşeyi bu kadar uzun bos birakma..

  3. çule eray çolak on said:

    yüreğine sağlık kardeşim

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*