Vatandaşlar olarak hükümete yolsuzlukların hesabını sorarken bu iddiaları dile getirmek için konjonktür hesaplaması yapanlara da gerekli tavrı almalıyız.

Zeynep Ansukka 24 Aralık 2013
Yolsuzluk Operasyonu ve Düşündürdükleri

 

Son günlerde gündemi meşgul eden yolsuzluk operasyonu hakkında kesin ifadelerle söz söylemek zor. Konu yargının gündeminde olduğu kadar siyasetin de gündeminde. Yargısal açıdan yorum yapmak için henüz erken. Uluslararası bir hukuk ilkesi olan masumiyet karinesi davanın muhatabı kim olursa olsun geçerli. Özellikle sosyal medyada soruşturmaya ilişkin bol miktarda malzeme dolaşıyor; görseller, telefon konuşması transkriptleri vesaire. Masumiyet karinesinin zedelenmemesi açısından soruşturmanın gizliliği esastır. Çünkü iddianame kabul edilene kadar geçen sürede soruşturmaya konu olan kişilerin kamuoyunda ‘suçlu’ gibi gösterilmesi yanlıştır. Soruşturmanın gizliliğini ihlal hem TCK 285. maddede hem de Basın Kanunu 19/1’ de düzenlenmiştir. Kısacası suçlu olduğunun tespiti bir yana, hakkında henüz dava bile açılmamış insanlar için ‘suçlu’ algısı oluşturulması hem kanunla hem de uluslararası hukuk ilkeleriyle yasaklanmıştır. Bu ilke medyanın kamuoyunu bilgilendirme ve haber verme hakkının kullanılması ile de çatışma halindedir. Her ne kadar bu konuda bilgilenmek için söz konusu materyallerin yayınlanması kamuoyunu tatmin etse de bireyin korunması açısından soruşturmanın gizliliği ilkesine bağlı kalınması gerekmektedir. Yayınlanan materyallerden sonra bunları ifade etmem okuyanlarda “Ortada bu kadar ciddi iddialar varken bunları konuşmanın sırası mı?” gibi soruları akla getirebilir ama her bireyin adil yargılanma hakkı vardır ve soruşturmalar yürütülürken hem kanunlara hem de hukukun evrensel ilkelerine riayet edilmelidir.

 

Asıl meseleye gelecek olursak; yolsuzluklar tüm siyasi iktidarlar için ciddi birer tehdittir ve maalesef yolsuzluğa bulaşmamış bir iktidar ütopiktir. Bu yüzden önceki iktidarlarda olduğu gibi bu iktidarın da yolsuzluktan müstesna olduğunu düşünmüyorum. Ki operasyonun gidişatına bakılırsa iddialar hayli ciddi. Her ne kadar operasyonun siyasi kaygılarla ortaya çıkarıldığı izlenimi olsa da, konu ciddiyetle soruşturulmalı ve çözüme kavuşturulmalıdır. Suçluların tespit edilip kanunun öngördüğü şekilde cezalandırılması şarttır. Bu şimdiye kadar gerçekleşmiş yolsuzlukların hesabının verilmesi noktasında önem taşıdığı kadar bundan sonra gerçekleşmesi muhtemel yolsuzlukların önlenmesi açısından da elzemdir.

 

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus hükümetin süreç devam ederken gerçekleştirdiği tasarruflar ve soruşturmaya yönelik tavrıdır. Hükümet, yolsuzluk iddialarının etkili bir biçimde araştırılmasını sağlamalı ve ‘benim bakanım ya da belediye başkanım böyle bir şey yapmaz’ şeklinde bir yaklaşımla iddiaların üstünü örtmeye çalışmamalı. Aksine bu mevzunun üstüne gidip suçun ya da masumiyetin ispatlanması için gayret göstermeli. Ancak şu ana kadarki gidişat pek de öyle görünmüyor. Bakanların halen görevlerine devam etmeleri, soruşturmayla alakalı emniyet mensuplarının görevden alınmaları ya da yerlerinin değiştirilmesi, adli kolluk yönetmeliğinde yapılan değişiklik ve emniyet müdürlüklerinin basın mensuplarına kapatılması ciddi endişeleri beraberinde getiriyor. Kamu görevlileri için görevini suiistimal edenler bakımından bir gereklilik ihtimali olsa bile İçişleri Bakanı görevine devam ederken bu tasarrufların gerçekleştirilmesi kamuoyunda soruşturmanın gidişatına müdahale ediliyor algısı oluşturuyor. Hükümet, kamuoyunun vicdanını rahatlatmak için soruşturma ve kovuşturma evrelerinde çok dikkatli olmalı ve yargı bağımsızlığına saygı göstermelidir.

 

Konuya bir de cemaat açısından bakmak gerekiyor. Türkiye’ de bir çok olay için kullanılan ‘zamanlaması manidar’ lafından nefret etmişimdir. Ortada bir sorun varsa bunun zamanlamasından çok soruna odaklanılması gerektiğini düşünürüm hep. Ancak bu yolsuzluk iddialarının dershane tartışmalarından hemen sonra çıkarılmasının nedenlerini anlamamak için fazlaca saf olmak gerekiyor. İddialara göre uzun süredir devam eden bu yolsuzluklar ve rüşvet çarkı biliniyorduysa bu zamana kadar beklenmesinin nedeni neydi? Ya da son dönemde gündeme gelen fişleme iddiaları ve MGK belgelerinin daha önce saklanıp da hükümet – cemaat çekişmesinden sonra ifşa edilmesini neye bağlayalım? Yanlış anlaşılmak istemem; elbette bunlar üzerine gidilmesi ve aydınlatılması gereken iddialar ve mutlaka soruşturulmalı, halka hesap verilmeli. Ancak bunları koz olarak elinde bulundurup, belli bir dönem gizleyip, ihtiyaç duyduğunda ortaya çıkarmak bence hiç masum değil. Hele de devletin belli kademelerinde kadrolaşmanın alasını yapan bir grup tarafından ortaya çıkarılması hiç değil. O yüzden bu iddiaların gündeme taşınması her ne kadar özünde doğru bir davranış olsa da oluş biçimi ve gerçekleştirilme amacı endişe verici. İnsan ‘hükümet ile cemaat arasında bir çekişme olmasaydı bu iddialardan haberimiz olmayacaktı’ diye düşünmeden edemiyor. Son olarak, cemaat her ne kadar operasyonların kendileriyle ilişkilendirilmesini kabul etmese de dışarıdan bakan bir insan için bu ilişki açıkça görülebiliyor.

 

AKP bir siyasi parti olması hasebiyle hem denetim hem de hesap verilebilirlik mekanizmalarına tabi. Bu mekanizmaların ne kadar etkin işletilebildiği elbette tartışılır. Ama nihayetinde bu bir siyasi oluşum ve ismiyle cismiyle karşımızda. Cemaat ise herhangi bir denetim mekanizması içinde yer almıyor, sıkıntı biraz da buradan doğuyor. Bir kamu görevlisinin bir gruba ya da cemaate mensup olmasında bir mahzur yok. Ancak bulunduğu mevkinin verdiği yetkiyi kamu için değil de kendi mensubu olduğu grup için kullanıyorsa ya da eylem ve politikalarını bu grubun menfaatlerine uygun olarak şekillendiriyorsa; kısacası görevini suiistimal ediyorsa bu ciddi bir sorundur ve bunun denetlenerek önlenmesi gerekir. Bu açıdan sadece cemaat değil her türlü grubun kadrolaşmasının önüne geçmek ve kamu görevlilerinin görevlerini ifa ederken hukuki sınırlar içerisinde kalmasını sağlamak şarttır.

 

Özetleyecek olursak, hükümetin yolsuzluk iddialarının peşine düşmesi ve aydınlatılması için azami çabayı göstermesi gerekiyor. Bu süreçte yargı bağımsızlığını etkileyecek veya kamuoyunda bu yönde bir endişe oluşturacak her türlü eylemden sakınmak zorunda. Buna karşılık cemaatin de siyasi bir aktör gibi davranmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Dini bir grup olmanın avantajlarından yararlanarak iktidar üzerinde bu denli güç arayışına girmenin kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Vatandaşlar olarak hükümete yolsuzlukların hesabını sorarken bu iddiaları dile getirmek için konjonktür hesaplaması yapanlara da gerekli tavrı almalıyız.

Yorumlar (3)
  1. erhan hapae on said:

    Zeynep çok beğendim. Yazacağım ama Kuban, daha fazlasına müsaade etmiyor. Bunu bile yayınlayacağı şüpheli.

  2. zeynep ansukka on said:

    Cok tesekkur ederim Erhan Bey, begenmenize sevindim:)

  3. Erkan Hak'aşe on said:

    Kuban yine ben. Mevdudi’nin yazısı da çok iyiydi Zeynep hanımın yazısı da öyle. Aynı noktadan itiraz ediyorum,görünürlük…Memleketin tartıştığı konuları ele alan en sıkı yazılar bunlar bence. Daha görünür hale getirirsek, tartışmanın tabanını genişletebiliriz belki.Bu haliyle çok gözden uzak. Böyle…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*