Olağanlaşma sürecinde, öğretilen ezberin yerine ne koyulacağı çok önemli. Bir dogmanın başka bir dogma ile yer değiştirmesi toplumu daha iyi bir yere taşımıyor.

Sencer Shumaf 08 Mart 2013
Mafer khaubıt! *

Guşıps yayın koordinatörü Kuban’ın haftalık köşe yazamayacak kadar tembel olanlara önerdiği “aylık konuk yazarlık” teklifini aldıktan sonra, Guşıps’ta yer edinmek için kendime uygun bir konu ve format düşünmeye başladım. Belli bir konuda karar kılamayınca, içeriğini ve kapsamını Guşıps’ın gündeminden bağımsız olarak her ay kendi belirleyeceğim farklı bir konuyu bu sayfalarda irdeleme şansını elde etmek için bir yol, daha doğrusu bu serbestiyi mazur gösterecek bir kılıf ararken buldum bu tanımlamayı. Popüler kültürün “lifestyle” dediği aktüalite dergilerinde, modadan ve “trend”lerden bahseden yayınlarda sıkça kullanıldığını biliyordum. Günübirlik yaşamın “motto”su gibi kullanılan bu tanımlama, ticarileştirilmeden önce meğer daha çok şey anlatıyormuş bize. Internet sağolsun, beni aydınlattı: “Carpe Diem”, Latin edebiyatının ünlü şairi Horatius’un Odes isimli şiirinden alıntıdır, tercümesi ‘Günü yakala!’*şeklinde yapılabilir ve günün getirdiği yenilikleri kavramaya ve geleceğin bilinmezliğine dair ipuçlarını elde etmeye vurgu yapar.

 

Quintus Horatius Flaccus (MÖ 65 – MÖ 8)

Horatius, milattan önce 509’da Roma monarşisinin dağılmasının ardından antik Roma uygarlığının bir Cumhuriyet olarak yönetildiği yıllarda, bugünkü İtalya’nın güneyinde, Venosa kentinde doğdu. Horatius’un son dönemine yaşayarak şahitlik ettigi Roma Cumhuriyeti, ilk yıllarında, yurttaşlarca seçilen bir senatonun tavsiyelerini alan iki konsül ve bunların başkanlık ettiği bir hükümet ile yönetilmekteydi. Devlet memurlarının hizmet sürelerinin kısıtlanması gibi uygulamalar ile başlayan anayasal düzenlemeler gitgide gelişerek hayatın bir çok alanınında etkin olmaya başladı. Güçler ayrılığını temel alan bu anayasa, herhangi bir vatandaşın diğer bir vatandaşa üstünlük kurmasına en azından teoride engel oluyordu. Daha sonra, yaşanan olağanüstü hallere; yani savaş ve çatışmalara paralel olarak zayıflatılan cumhuriyet, milattan önce 44’de Sezar’ın daimi diktatör olarak atanması ile birlikte pratikte tarihe karıştı.

 

 

İki millenyum’dan fazla bir zaman evvel yaşanan süreçlerin bugün yaşadığımız gündemi hatırlatması hem şaşırtıcı hem de hüzün verici. Şaşırtıcı olması, hızla gelişen teknolojiye rağmen insanlığın bazı yönlerinin özellikle belli coğrafyalarda hala bu kadar geride kalmasından kaynaklanıyor. Hüzün verici çünkü; Âdemoğlu, iki bin yılı aşkın bir süre önce kurduğu ve yıktığı rejimlerin üzerine tuğlalar koyadursun, yaşadığımız coğrafyada iki kuşak öncekilerin “olağanüstü hallerde” kurdukları düzenin tartışılması toplumun bir kesimi için halen bir tabu. Üstelik bu tabu, Çerkeslerin asimilasyona ve egemen ideolojinin dayattıklarına direnemeyişlerine onlarca yıl bahane oldu.

 

 

Roma Cumhuriyeti’nin MÖ 44’deki sınırları

Tarihi kökeni Roma’ya dayanan cumhuriyet, Anadolu’ya tekrar getirilirmeden önce Osmanlı son dönemini yaşıyordu. Bu dönemde monarşi karşıtı cephe genişlemiş, teokrasiye karşı bir takım mevziler kazanılmıştı. Parlamento kurulmuş, padişahın yetkileri kısıtlanmıştı. Ancak henüz kimsenin aklında bir cumhuriyet fikri yoktu. Cumhuriyetin getirilmesi olağandı, olmalıydı. Ancak dünyada ulus devletlerin yükselişte oldugu bu dönem ve sonrasında, batının muassır medeniyetini hedef alan günün liderliğinin, ulus öznesi olarak, üzerindeki toprakların tarihini ve burada yaşayan halklarla beraber kurduğu ortaklığı değil de orta asya steplerinde aranan bir medeniyeti referans almasında bir olağanüstülük yok muydu? Türkiye’deki güncel tartışmalar, bu olağanüstü halin yavaş yavaş etkisini kaybettiğini gösteriyor. Öğretilen tarihi kendine referans alanlar için bu olağanlaşma adeta bir yıkım anlamına geliyor. Sokakta, medyada, heryerde karşılaştığımız sert kutuplaşmanın sebebi bu. Olağanlaşma sürecinde, öğretilen ezberin yerine ne koyulacağı çok önemli. Bir dogmanın başka bir dogma ile yer değiştirmesi toplumu daha iyi bir yere taşımıyor. Ayrıca, bu olağanlaşma sürecinin gidişatına dikkat etmek lazım, zira yaşadığımız coğrafyada “Sezar” olmak isteyen çok.

 

 

Guşıps’ın bir sonraki sayısı ile birlikte her ay, bilişim, endüstri, eğitim ve politika gibi farklı alanlarda, kısacası bize değen tüm konularında toplumsal hayatın ilgi çekici bulduğum yanlarını bu köşede sizlerle paylaşacağım.

 

Görüşmek üzere,

Yorumlar (1)
  1. Erkan Hak'aşe on said:

    Sencer hoşgeldin…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*