nurhan fidan
Çerkesya Yurtseverleri
4:00 1 Mayıs 2015

Çerkesya Yurseverleri adına Guşıps’ın sorularına Kube Nurhan Fidan cevap verdi…

Guşıps: Soykırım yasamış bir toplum adına faaliyet yürüten bir sivil toplum örgütü olarak 100. yılında Ermeni Soykırımı iddiaları ve güncel tartışmalar hakkında görüşünüz nedir ?

Kube Nurhan Fidan: Esasen meseleyi Türk-Ermeni ikilemine sıkıştırmamak lazım. O zaman asıl sorun, yani İttihatçı zihniyet gözden kaçıyor. İttihatçı zihniyet sadece sorumlu değil, aynı zamanda sorundur. Bu sorun günümüzde de sürüyor. Sarıkamış’ta donan Osmanlı neferinden 1964’de sınır dışı edilen İstanbullu Rum’a kadar herkes bundan zarar gördü. Ermeniler kuşkusuz bu skalanın en tepesinde.

Öte yandan, tarihte şu anda tartışılan soykırımların çok daha fazlası yaşanmıştır. Bunların günümüzde uluslararası siyasal gündemde yer bulması ise maalesef dünya devletlerinin çıkar ilişkilerine bağlı. Dünyada bizim bildiğimiz gerçekten soykırım araştırmaları yapan tam bağımsız bir örgüt henüz yok. Dileriz ki insanlık gelecekte bu tür kurumları kurabilsin hatta soykırımı önleme çalışmaları yapacak etkili – yetkili kurumları oluşturabilsin.

Ermeni Soykırımı iddialarını elbette kabul ediyoruz. Milyondan fazla insanın yerinden yurdundan edilmesi, sürgüne tabi tutulması ve bu esnada yaşananlar ”tehcir” ile açıklanamaz.

Ermeni halkının büyük trajedisini temsil eden 24 Nisan tarihi bizler için de ”Ermeni Soykırımı” günüdür. Ermeni halkının acılarını paylaşıyoruz.

Guşıps: Ermenilerin Anadolu’dan koparıldığı 1915 döneminde Çerkeslerin bu olaylara dahli de zaman zaman gündeme geliyor. Sizin bu konudaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz ?

Kube Nurhan Fidan: Bu tezin asıl kaynağı Berlin Antlaşması’nın maddeleri arasında yer alan “Çerkesler ve Kürtler’in doğu Anadolu’da ki Ermeni topraklarına yerleştirilmemesi” şartıdır. Bunun dışında Diyarbakır Valisi Mehmet Reşit Bey’in etnik Çerkes olması ve maiyetinde Çerkes personelin görev yapması “Çerkesler da sorumludur” algısının oluşmasına neden oluyor. Ayrıca Teşkilatı Mahsusa fedaileri arasında Gönenli Ahmet gibi Çerkes görevlilerin olduğu da biliniyor.

Ama bu kişilerin etnik kökenleri Çerkes halkını asla bağlamaz. Onlar Osmanlı memurları olarak görev yaptılar. Mesele kimliklere indirgenecekse Çerkes aileler tarafından kurtarılan ve saklanan çok sayıda Ermeni çocuk ve kadından da bahsedilmelidir.

Çerkesler bu tarihte, öncesinde, hatta sonrasında kendileri de soykırım ve sürgüne tabi tutularak geldikleri Osmanlı topraklarında hiçbir zaman örgütlü bir güç olamadılar. Ulusal-toplumsal iradeleriyle aldıkları hiçbir karar olmadı. Herhangi bir bölgede görev yapan Osmanlı memuru veya askerinin Çerkes kökenli olması, gerçekten Ermeni halkına yapılmış soykırımda rol almış olması, Ermeni Soykırımında Çerkes halkının dahlinin bulunduğu çıkarımını vermez. Bu çıkarımı yapabilmek abesle iştigaldir.

Soykırımı yapan-yaptıran devlet bellidir. Sorumlusu da o devlet ve o devletin mirasçısı konumunda bulunandır.

Guşıps: Ermeni toplumunun Soykırım ile ilgili yürüttüğü çalışmalar Çerkes sivil toplumu için örnek teşkil eder mi sizce ?

Kube Nurhan Fidan: Mesele, demokrasi zemininde ele alınır ve bu ülkenin özgürleşmesine katkı sunarsa, geniş kesimler gibi Çerkesler’den de destek alır. Rusya’da demokrasi cephesinden yana tavır koymanın Türkiye’deki siyasal karşılığı burada da demokrasi mücadelesinin içinde yer almaktır. Çerkes sivil toplumunun iki ülkede de oligarşik bürokrasi ile mücadele etmesi tutarlı bir tavır olur.

Mutlaka örnek teşkil eder, ancak aramızda büyük farklılıklar var. Ermeniler’in iki önemli kozu var. Biri, Hıristiyanlığı en erken kabul etmiş halk olarak Şark despotizmi tarafından soykırıma uğratılmış olmaları. Diğeri, Batılı tarihçilerin Yahudi Soykırımı esin kaynağının Ermeni Soykırımı olduğuna inanması.

Çerkes soykırımı Ermeni soykırımının 50 yıl öncesinde yaşandı ve o zamanlar yüzyıl süren savaş nedeniyle okuryazar, kayıt tutacak insan neredeyse kalmamıştı. Ermeni halkıysa çok daha ileri bir seviyede idi.

Önemli gördüğümüz bir başka hususta sürgünden sonra Çerkesler kültürel ve sosyal yaşayış olarak kendilerinden ileri toplumlar içine girmediler. Ermenilerden önemli bir kesim ise kendilerine destek olan Avrupa’da ki ileri toplumlar içinde buldular kendilerini.

Kısaca; iki toplumun pozisyonları farklılık gösteriyor. Bu iki halkın, içinde yaşadıkları devletler ve toplumlar nezdinde sahip oldukları pozisyonlar arasında ki farkların irdelenmesi gerekiyor.

Son olarak eklemek gerekirse, Ermeni halkı koltuğunun altında Soykırım Dosyası ile kırk sene boyunca Dünyada ki tüm parlamentoları dolaştı. Enstitüler kurdu, meselesini Dünyaya anlattı. Ve şimdilerde sonuçlarını görmeye başladı. Çerkes halkının öncülerinin de, soykırım konusunun ciddiyetine uygun çalışmalar içinde olması gerekiyor. Biz bunu kendi politik hattımızın ana çalışmalarından biri olarak görüyoruz.

 

Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*